- 1. İflas Nedir?
- 1. İflas Şartları Nelerdir?
- 1.1. Borçlunun İflasa Tabi Olması Gerekir
- 1.1.1. Tacir Olmayan Kişiler İflas Edebilir Mi?
- 1.2. İflas Talebinde Bulunulması Gerekir
- 1.2.1. Geçerli Bir İflas Nedeninin Varlığı
- 1.2.1.1. Takipli İflasta İflas Sebebi
- 1.2.1.2. Doğrudan Doğruya İflas Sebepleri
- 1.2.1.2.1. Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerde Borca Batıklık
- 1.3. İflas Talebinin Yetkili Mahkemeye Yapılması
- 1.3.1. Borçlunun Muamele Merkezi Neresidir?
- 1.3.1.1. İflas Davasında Yetki Kesindir
- 1.3.2. İflas Davası Hangi Mahkemede Açılır?
- 1.3.2.1. Yurt Dışındaki Şirketler Bakımından Yetki
- 1.4. İflas Yoluyla Takipte İflas Şartları
- 1.4.1. Alacağın Mevcut ve Muaccel Olması
- 1.4.2. Alacağın Mevcut Olması
- 1.4.2.1. Alacağın Muaccel Olması
- 1.4.3. Alacağın İspatlanması
- 1.4.4. İcra Takibinin Başlatılması
- 1.4.5. İflas Takibi Nereye Yapılır?
- 1.4.5.1. İflas Takibi Nasıl Başlatılır?
- 1.4.5.2. İflas Ödeme Emrinin Tebliğ Edilmesi
- 1.4.6. Borçlunun İtiraz Etmesi Takibi Nasıl Etkiler?
- 1.4.6.1. İcra Takibinin Başlatılması Neden Önemlidir?
- 1.4.6.2. Yasal Dayanak
- 1.4.7. Ödeme Emrine Rağmen Borcun Ödenmemesi
- 1.4.7.1. Borçluya Ödeme İçin Ne Kadar Süre Verilir?
- 1.4.7.2. Borcun Kısmen Ödenmesi
- 1.4.7.2.1. Borç Ödenmezse Alacaklı Ne Yapabilir?
- 1.4.7.2.1.1. Borçlu Ödeme Emrine İtiraz Ederse Ne Olur?
- 1.4.7.2.1.2. Bir Yıllık Süreye Dikkat Edilmeli
- 1.4.8. İflas Talebinin Mahkemeye İletilmesi
- 1.4.8.1. İflas Talebi Nasıl Yapılır?
- 1.4.8.1.1. Borçlu İtiraz Etmişse
- 1.4.8.1.2. İflas Talebi Hangi Mahkemeye Yapılır?
- 1.4.8.1.2.1. Mahkeme İflas Talebi Üzerine Ne Yapar?
- 1.4.9. İflas Talebi İçin Süre Var mı?
- 1.5. Doğrudan Doğruya İflas Hallerinde Şartlar
- 1.5.1. Borçlunun Ödeme Gücünü Kaybetmesi
- 1.5.1.1. Ödemelerin Tatil Edilmesi Ne Demektir?
- 1.5.2. Borçlunun İflasını İstemesi
- 1.5.2.1. Borçlunun Kendi İflasını İstemesi Zorunlu mudur?
- 1.5.2.1.1. Borçlu Kendi İflasını Nasıl İster?
- 1.5.2.1.2. Borçlunun Kendi İflasını İstemesi Hangi Durumlarda Gündeme Gelir?
- 1.5.3. Kanunda Öngörülen Diğer Doğrudan İflas Halleri
- 1.6. İflas Talebinde Bulunmaya Kimler Yetkilidir?
- 1.6.1. Alacaklılar İflas Talebinde Bulunabilir mi?
- 1.6.1.1. Borçlu Kendi İflasını Talep Edebilir mi?
- 1.6.1.2. Birden Fazla Alacaklı Birlikte İflas Talebinde Bulunabilir mi?
- 1.6.1.3. İflas Talebinde Bulunmak İçin Alacağın Kesinleşmiş Olması Gerekir mi?
- 1.6.2. Sonuç
- 1.7. İflas Talebi Hangi Mahkemeye Yapılır?
- 1.7.1. İflas Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?
- 1.7.2. Yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi Neresidir?
- 1.7.2.1. Yetki Kesin midir?
- 1.7.2.2. Borçlunun Türkiye’de Birden Fazla Merkezi Varsa Ne Olur?
- 1.7.2.2.1. Yurt Dışında Faaliyet Gösteren Borçlular Bakımından
- 1.8. İflas Şartları Gerçekleşmezse Ne Olur?
- 1.8.1. İflas Talebi Reddedilebilir
- 1.8.2. Borçlu Hakkındaki Takip Her Zaman Sona Erer mi?
- 1.8.3. İflas Kararı Verilmezse Borç Ortadan Kalkar mı?
- 1.9. İflas Şartları ile Konkordato Arasındaki Fark
- 1.10. İflas ile Konkordato Arasındaki Temel Farklar
- 1.10.0.1. Konkordato İflası Önleyebilir mi?
- 1.10.0.2. İflas mı, Konkordato mu?
- 1.10.1. Her borçlu iflas edebilir mi?
- 1.10.2. Bir kişinin iflasına karar verilmesi için borcunu ödememesi yeterli midir?
- 1.10.3. İflas için ne kadar borç olması gerekir?
- 1.10.4. Alacaklı doğrudan iflas talebinde bulunabilir mi?
- 1.10.5. İflas kararı verilmeden önce borç ödenirse ne olur?
İflas şartları tacir veya bir işletmenin borçlarını ödemeyecek durumda olduğunun tespit edilmesi / kanıtlanması amacıyla dava sürecinin başlatılması için var olması gereken bütün koşullardır.
İflas şartları, sadece borçlunun borçlarını ödemeyecek olması üzerine yoğunlaşmamıştır. Bununla beraber iflas kararı alınabilmesi için farklı birçok unsurun bir arada bulunması gerekir. İflas talebinde bulunabilmek için öncelikle bu şartların gerçekleşmesi gerektiğinden bu hukuki süreçte ilk olarak bilgi sahibi olmamız gereken konu iflas şartlarıdır.
İflas Nedir?
Hukuki açıdan iflas kavramını, borçlunun aciz duruma düşmesi halinde mevcut tüm malvarlıklarının iflas kararının alınmasından sonra alacaklıların alacaklarını ödemek maksadı ile paraya çevrilmesidir.
İflas halinde borçlunun mal varlıklarının bir çeşit cebri icra yolu ile tasfiyesi yapılır. Bu hukuki sürecin başlatılması e borçlunun mal varlığının tasfiye sürecine geçilebilmesi için aşağıda detaylandırmış olduğumuz iflas şartlarının oluşması gerekir.
İflas Şartları Nelerdir?
Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi iflas kararının alınabilmesi sadece borçlunun borçlarını vadesinde ödeyemeyecek durumda olması gerektiği hali yeterli değildir. Ayrıca tacir ya da ticari işletmenin iflasa tabi olması ve borçlarını ödemeyecek durumda olduğunun somut veriler ile ortaya konulması gerekir. Genel hatları ile iflas şartlarını ve özelliklerini aşağıdaki gibi sıralamamız mümkündür.
Borçlunun İflasa Tabi Olması Gerekir
İflas şartları arasında ilk olarak yer alan hukuki kriter borçlunun iflasa tabi olması gerektiğidir. İ.İ.K madde 43’te yer alan hükme göre; İflas yoluyla takip ancak Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar hakkında yapılabilir. Bu kuralın tek istisnası ise özel kanunlara göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi olduklarını bildiren gerçek ve hükmi şahıslardır. Alacaklı tarafından iflas talebinde bulunulmadan önce borçlunun tacir olup olmadığı ya da tacir olmadıkları halde iflasa tabi olduklarını bildirmiş olan kişilerden olup olmadıkları araştırılmalıdır.
Tacir Olmayan Kişiler İflas Edebilir Mi?
Kural olarak tacir olmayan kişilerin iflasa tabi olmaları söz konusu değildir. Bu durumun tek istisnası ise borçlunun tacir olmamasına karşın özel olarak iflasa tabi tutulmasıdır.
İflas Talebinde Bulunulması Gerekir
Gerek borçlu ve gerekse alacaklı için önemli olan bu hukuki sürecin başlatılabilmesi için öncelikle iflas talebinde bulunulması gerekir.
Genel olarak bu konuda bir talepte bulunma hakkı alacaklıya aittir. Ancak bazı durumlarda borçlunun kendisinin iflas talebinde bulunması mümkündür. Borçlunun kendisinin yapacağı talepte mahkemeye tüm aktif ve pasifleri ile bütün alacaklılarını beyan ile yazılı olarak göstererek aciz olduğunu mahkemeye bildirmesi gerekir.
Borçlunun kendisinin iflasını mahkemeden talep etmesi sırasında beyan etmiş oldukları alacaklılara bu talebin tebliğ edilmesi ile alacaklının / alacaklıların davaya müdahale etme ve bu iflas talebine itiraz etme hakları vardır.
Alacaklının iflas talebinde bulunması halinde ise öncelikle ilgili hakkında icra takibi başlatılmış olması yine iflas şartları arasında yer alır.
Geçerli Bir İflas Nedeninin Varlığı
Bir borçlunun iflasa tabi olması ve iflas talebinde bulunması, tek başına iflas şartları oluşmuş olarak kabul edilmez. Somut olayda, kanunun iflas sonucunu bağladığı bir iflas sebebinin de gerçekleşmiş olması gerekir.
İflas sebebi, izlenen iflas yoluna göre değişebilir. Örneğin iflas yoluyla adi takipte, alacaklının usulüne uygun şekilde başlattığı takip sonucunda borcun ödenmemesi ve kanunda öngörülen diğer şartların gerçekleşmesi iflas sürecinin temelini oluştururken, doğrudan doğruya iflas hallerinde alacaklının önceden takip yapmasına gerek bulunmaksızın kanunda sayılan özel sebeplerden birinin gerçekleşmesi yeterli olabilir. İ.İ.K 177. maddesi bu doğrudan iflas hallerini ayrıca düzenlemektedir.
Takipli İflasta İflas Sebebi
İflas yoluyla adi takipte alacaklı, iflasa tabi borçlu hakkında icra takibi başlatır. Borçluya gönderilen ödeme emrinde borcun ödenmemesi halinde iflas talebinde bulunulabileceği de mutlaka bildirilir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi ve bununla beraber borcunu da ödememesi durumunda alacaklı, kanunda öngörülen süre ve usule uygun olarak ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını isteyebilecektir.
Dolayısıyla burada takibin usulüne uygun şekilde yapılması ve borcun ödenmemesi, iflas talebinin dayanağını oluşturur.
Doğrudan Doğruya İflas Sebepleri
Bazı durumlarda alacaklının önce icra takibi yapması zorunlu değildir. İ.İ.K madde 177’de sayılan hallerden birinin gerçekleşmesi, alacaklıya doğrudan iflas talebinde bulunma imkanı verir.
Bunlar arasında özellikle;
- Borçlunun bilinen yerleşim yerinin bulunmaması ve kaçması,
- Alacaklıların haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması veya bunlara teşebbüs etmesi,
- Haciz yoluyla takip sırasında mallarını saklaması,
- Ödemelerini tatil etmiş olması,
- İ.İ.K. madde 308’deki şartların bulunması,
- İlama dayanan alacağın icra emriyle istenmesine rağmen ödenmemesi
Gibi durumlar yer almaktadır.
Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerde Borca Batıklık
Sermaye şirketleri ve kooperatifler bakımından ayrıca İ.İ.K. madde 179 önem taşır. Şirket veya kooperatifin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğunun tespit edilmesi ve bunun kanunda belirtilen kişiler tarafından beyan edilmesi hâlinde, önceden takip yapılmasına gerek olmaksızın iflas kararı verilebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “borcun ödenmemesi” ile “borca batıklığın” aynı şey olmadığıdır. Borca batıklık, özellikle sermaye şirketleri ve kooperatifler açısından ayrı bir hukuki durumdur.
İflas sebebinin ne olduğu, izlenen iflas yoluna göre değişmektedir. Takipli iflasta takip ve ödeme emrine ilişkin şartlar önem taşırken, doğrudan doğruya iflas hâllerinde İİK’da özel olarak düzenlenen sebeplerden birinin gerçekleşmesi gerekir. Sermaye şirketleri ve kooperatifler bakımından ise borca batıklık, İİK m. 179 kapsamında özel bir iflas sebebi olarak düzenlenmiştir.
İflas Talebinin Yetkili Mahkemeye Yapılması
İflas şartlarının gerçekleştiğinin ileri sürülebilmesi ve mahkemenin iflas hakkında karar verebilmesi için iflas talebinin yetkili mahkemeye yöneltilmesi gerekir. İflas davalarında yetkili mahkeme, kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesidir.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 154. maddesi, iflas takiplerinde yetkili merciyi düzenlemektedir. Buna göre iflas yoluyla takip, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesinde yapılır. Ancak iflas davası bakımından kanun, daha özel bir yetki kuralı getirmiş ve davanın borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılmasını öngörmüştür.
Borçlunun Muamele Merkezi Neresidir?
Burada dikkat edilmesi gereken kavram **“muamele merkezi”**dir. Muamele merkezi, yalnızca borçlunun ticaret sicilinde kayıtlı görünen adresinden ibaret değildir. Esas olarak borçlunun ticari faaliyetlerini fiilen yönettiği ve ticari işlerini yürüttüğü merkez dikkate alınır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da ticaret sicilinde kayıtlı yerin muamele merkezi bakımından bir karine oluşturabileceğini, ancak gerçekte ticari faaliyetlerin başka bir merkezden yürütüldüğünün kanıtlanması hâlinde iflas davasının bu gerçek muamele merkezinin bulunduğu yerde açılması gerektiğini kabul etmektedir.
İflas Davasında Yetki Kesindir
İflas davalarında yetki konusunda önemli bir özellik bulunmaktadır. İİK m. 154 uyarınca iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz. Dolayısıyla tarafların kendi aralarında anlaşarak başka bir yerdeki mahkemeyi yetkili hâle getirmeleri mümkün değildir.
Bu yetki kuralının kesin yetki niteliğinde olduğu Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da kabul edilmektedir. Bu nedenle mahkeme, yetkili olup olmadığını kendiliğinden değerlendirebilir. Yetkili olmayan mahkemede açılan iflas davasının, kesin yetki nedeniyle usulden reddedilmesi söz konusu olabilir.
İflas Davası Hangi Mahkemede Açılır?
İflas davası, kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde açılır.
Dolayısıyla iflas şartları mevcut olsa bile davanın yanlış yerde açılması, iflas talebinin esasının incelenmesinden önce önemli bir usul sorunu ortaya çıkarabilir.
Örneğin: Merkezi Ankara’da bulunan bir şirketin ticari faaliyetlerini de Ankara’daki merkezinden yürüttüğü kabul ediliyorsa, bu şirket hakkında açılacak iflas davasının kural olarak Ankara’daki yetkili Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerekir.
Yurt Dışındaki Şirketler Bakımından Yetki
Merkezi Türkiye dışında bulunan ticari işletmeler bakımından ise İİK m. 154 özel bir düzenleme getirmektedir. Bu işletmeler hakkında iflas yoluyla takip, Türkiye’deki şubenin bulunduğu yerdeki icra dairesinde yapılır. Birden fazla şube bulunması hâlinde ise merkez şubenin bulunduğu yer esas alınır.
Bu nedenle iflas şartları arasında yalnızca borçlunun iflasa tabi olması veya kanunda öngörülen iflas sebebinin bulunması değil, iflas talebinin kanunda öngörülen usule ve yetki kurallarına uygun şekilde yapılması da önem taşır. İflas davasının, İİK m. 154’te belirlenen yetkili mahkemede açılması gerekir.
Yasal dayanak: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 154.
İflas Yoluyla Takipte İflas Şartları
İflas şartlarının değerlendirilmesinde, iflas yoluyla takip bakımından özel bir usul bulunmaktadır. Alacaklının, iflasa tabi bir borçludan alacağını tahsil edebilmek amacıyla doğrudan iflas kararı istemesi kural olarak mümkün değildir. Öncelikle kanunda öngörülen şekilde iflas takibinin başlatılması ve takip sonucunda iflas talebinin mahkemeye yöneltilmesi gerekir. İflas yoluyla adi takipte bu süreç, esas olarak İcra ve İflas Kanunu’nun 154, 155 ve 156. maddelerinde düzenlenmiştir.
Alacağın Mevcut ve Muaccel Olması
İflas yoluyla takipte, alacaklının borçludan gerçekten mevcut olan ve kural olarak vadesi gelmiş bir alacağının bulunması gerekir. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: İflas hukukunda “muacceliyet” her durumda aynı şekilde uygulanmaz ve iflas talebinin dayandığı alacağın niteliği somut olaya göre değerlendirilmelidir.
Alacağın mevcut olması, alacaklı ile borçlu arasında gerçekten bir borç ilişkisinin bulunması anlamına gelir. Henüz doğmamış, hukuken mevcut olmayan veya yalnızca varsayıma dayanan bir alacak üzerinden iflas yoluyla takip yapılması mümkün değildir.
Alacağın Mevcut Olması
İflas talebinde bulunan alacaklının, borçludan talep edebileceği hukuken geçerli bir alacağının bulunması gerekir. Alacağın kaynağı bir sözleşme, ticari işlem, kambiyo senedi, mahkeme kararı veya başka bir hukuki ilişki olabilir.
Borçlu, ödeme emrine itiraz ederek alacağın hiç doğmadığını, ödendiğini veya başka bir nedenle sona erdiğini ileri sürebilir. Böyle bir durumda alacağın gerçekten mevcut olup olmadığı mahkeme tarafından değerlendirilir.
Alacağın Muaccel Olması
Muaccel alacak, borçludan ifasının talep edilebileceği hâle gelmiş olan alacaktır. Başka bir ifadeyle, borcun ödeme zamanı gelmişse alacak kural olarak muaccel hâle gelir.
Takipli iflas bakımından bu husus önemlidir. Çünkü alacaklı, henüz ödeme zamanı gelmemiş bir borcu kural olarak iflas takibine konu edemez. Öncelikle borcun ifasının talep edilebilir hâle gelmesi gerekir.
Bununla birlikte, iflas hukukunda borçlunun iflası ile bazı henüz muaccel borçların da vadesinden önce muaccel hâle gelmesine ilişkin özel düzenlemeler bulunduğundan, “vadesi gelmemiş hiçbir borç hiçbir şekilde iflasla ilişkilendirilemez” şeklinde kesin bir ifade kullanmak doğru olmaz.
Alacağın İspatlanması
İflas talebinde bulunan alacaklı, iflas istemine dayanak oluşturan alacağını mahkeme önünde ortaya koyabilmelidir. Özellikle borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde, alacağın varlığı ve niteliği daha önemli hâle gelir.
Bu nedenle iflas yoluyla takipte alacaklının elindeki sözleşme, fatura, ticari defter ve kayıtlar, senet, teslim belgeleri veya mahkeme kararı gibi deliller, alacağın varlığının ortaya konulmasında önem taşıyabilir.
İcra Takibinin Başlatılması
İflas yoluyla takipte, alacaklının borçludan olan alacağını tahsil edebilmesi için kanunda öngörülen usule uygun şekilde iflas takibi başlatması gerekir. Takibin başlatılması, alacaklının doğrudan mahkemeye giderek iflas kararı istemesinden farklıdır. Kural olarak önce icra dairesinde iflas yoluyla takip başlatılır, ardından takip sonucuna göre iflas talebi ticaret mahkemesine yöneltilir.
İflas şartları bakımından bu aşamanın önemi, iflas talebinin dayanağını oluşturan takip işlemlerinin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmesidir.
İflas Takibi Nereye Yapılır?
İflas yoluyla takipte yetkili icra dairesi, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesidir. Bu düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 154. maddesinde yer almaktadır.
Dolayısıyla borçlunun iflasa tabi olması ve alacaklının geçerli bir alacağının bulunması tek başına yeterli değildir. Takibin de kanunda belirlenen yetkili icra dairesinde başlatılması gerekir.
İflas Takibi Nasıl Başlatılır?
Alacaklı, iflasa tabi borçlu hakkında yetkili icra dairesine başvurarak iflas yoluyla takip talebinde bulunur. Takip talebinde alacaklının ve borçlunun kimlik bilgileri, alacağın miktarı ve sebebi ile takip yoluna ilişkin gerekli bilgiler gösterilir.
İcra dairesi, takip talebini kanuni şartlar bakımından değerlendirerek borçluya iflas ödeme emri gönderir.
Bu ödeme emri, normal ilamsız icra takibindeki ödeme emrinden farklı sonuçlar doğurur. Borçluya, borcunu kanunda öngörülen süre içerisinde ödemesi; aksi hâlde alacaklının mahkemeden iflasını talep edebileceği bildirilir.
İflas Ödeme Emrinin Tebliğ Edilmesi
İcra takibinin başlatılmasından sonraki önemli aşama, ödeme emrinin borçluya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesidir.
İİK m. 155 uyarınca ödeme emrinde, borcun yedi gün içinde ödenmesi gerektiği ve ödeme yapılmaması hâlinde alacaklının ticaret mahkemesinden iflas talebinde bulunabileceği belirtilir.
Borçlu bu süre içerisinde borcu ödeyebileceği gibi, borca veya iflasa tabi olmadığına ilişkin itirazlarını da ileri sürebilir.
Borçlunun İtiraz Etmesi Takibi Nasıl Etkiler?
Borçlunun ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmesi hâlinde iflas takibi durur. Bu durumda alacaklı, yalnızca ödeme emrine dayanarak iflas kararı verilmesini isteyemez.
Alacaklının mahkemeye başvurarak itirazın kaldırılmasını ve borçlunun iflasına karar verilmesini istemesi gerekir. İİK m. 156, ödeme emrine itiraz edilmesi hâlindeki bu sürece ilişkin hükümler içermektedir.
Buna karşılık borçlu ödeme emrine itiraz etmez ve borcunu da ödemezse, alacaklı kanunda belirtilen koşullar altında doğrudan iflas talebinde bulunma aşamasına geçebilir.
İcra Takibinin Başlatılması Neden Önemlidir?
İflas yoluyla adi takipte icra takibinin başlatılması, alacaklının iflas talebine giden sürecin başlangıç noktasını oluşturur. Bu nedenle takip talebinin doğru icra dairesine yapılması, ödeme emrinin usulüne uygun düzenlenmesi ve borçluya tebliğ edilmesi önem taşır.
Özetle süreç:
Alacak → Yetkili icra dairesi → İflas takip talebi → İflas ödeme emri → Borcun ödenmesi veya itiraz → İflas talebi → Ticaret mahkemesinin incelemesi
şeklinde ilerler.
Yasal Dayanak
İflas yoluyla takip bakımından bu bölümün temel yasal dayanakları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 43, 154 ve 155. maddeleridir. İİK m. 43 hangi kişilerin iflas yoluyla takip edilebileceğini; m. 154 yetkili icra dairesini; m. 155 ise iflas yoluyla takipte ödeme emrini düzenlemektedir.
Ödeme Emrine Rağmen Borcun Ödenmemesi
İflas yoluyla takipte, borçluya gönderilen ödeme emrinin ardından borcun kanunda öngörülen süre içerisinde ödenmemesi, iflas talebine giden sürecin önemli aşamalarından biridir. Ancak yalnızca borcun ödenmemiş olması, kendiliğinden iflas kararı verileceği anlamına gelmez. Borçlunun iflasa tabi olması, takibin usulüne uygun şekilde yapılması ve diğer iflas şartları da birlikte değerlendirilir.
Borçluya Ödeme İçin Ne Kadar Süre Verilir?
İİK m. 155 uyarınca iflas yoluyla adi takipte düzenlenen ödeme emrinde, borçluya yedi günlük ödeme süresi tanınır.
Borçlu bu süre içerisinde borcunu tamamen öderse, takip bakımından iflas talebine gidilmesini gerektiren durum ortadan kalkar. Buna karşılık borcun süresi içerisinde ödenmemesi hâlinde alacaklı, kanunda öngörülen diğer koşulların da gerçekleşmesiyle ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını talep edebilir.
Borcun Kısmen Ödenmesi
Borçlunun ödeme emrinde belirtilen borcun yalnızca bir bölümünü ödemesi hâlinde, kalan miktar bakımından takip devam edebilir. Ancak iflas talebinin hangi miktar üzerinden ve hangi koşullarda ileri sürülebileceği, somut olayın özelliklerine ve yapılan ödemenin alacağın tamamına etkisine göre değerlendirilmelidir.
Bu nedenle “borcun bir kısmı ödenirse mutlaka iflas kararı verilir” şeklinde genel bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Borç Ödenmezse Alacaklı Ne Yapabilir?
Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde borcunu ödemez ve ödeme emrine de itiraz etmezse, alacaklı İİK m. 156 kapsamında ticaret mahkemesine başvurarak iflas talebinde bulunabilir.
Mahkeme, iflas talebi üzerine yalnızca borcun ödenmediğine bakmaz. Borçlunun iflasa tabi olup olmadığı, takip işlemlerinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği ve kanunda aranan diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği incelenir.
Borçlu Ödeme Emrine İtiraz Ederse Ne Olur?
Ödeme emrine itiraz edilmesi hâlinde durum farklıdır. Borçlu, örneğin borcun bulunmadığını, borcun ödendiğini veya kendisinin iflasa tabi olmadığını ileri sürebilir.
Süresinde yapılan itiraz, iflas takibini durdurur. Bu durumda alacaklının iflas talebinde bulunabilmesi için öncelikle itirazın hukuki durumunun çözümlenmesi gerekir. İİK m. 156 kapsamında alacaklı, şartları varsa itirazın kaldırılması ve iflas talebi için ticaret mahkemesine başvurabilir.
Bir Yıllık Süreye Dikkat Edilmeli
İflas yoluyla adi takipte önemli bir başka husus da iflas isteme süresidir. İİK m. 156 uyarınca, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde iflas isteme hakkının kullanılması gerekir.
Dolayısıyla borcun ödenmemesi tek başına yeterli olmayıp, alacaklının kanunda öngörülen süre içerisinde iflas talebinde bulunması da gerekir.
İflas yoluyla takipte borcun ödeme emrine rağmen ödenmemesi, iflas talebinin önünü açan temel aşamalardan biridir. Ancak iflas şartları bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Borçlunun iflasa tabi olması, geçerli bir alacağın bulunması, takibin usulüne uygun yapılması, ödeme emrinin tebliği ve borcun süresinde ödenmemesi gibi unsurların yanında, varsa borçlunun itirazının da hukuki sonuçları dikkate alınır.
İflas Talebinin Mahkemeye İletilmesi
İflas yoluyla takipte borcun ödeme emrine rağmen ödenmemesi, alacaklıya doğrudan iflas kararı alma imkânı vermez. İflas kararını verecek merci ticaret mahkemesidir. Bu nedenle kanunda öngörülen takip aşamalarının tamamlanmasının ardından alacaklının iflas talebini mahkemeye taşıması gerekir.
İflas şartları bakımından bu aşama, icra takibinden yargılama aşamasına geçişi ifade eder. Alacaklı, şartları oluştuğunda borçlunun iflasına karar verilmesi istemiyle yetkili ticaret mahkemesine başvurur.
İflas Talebi Nasıl Yapılır?
İİK m. 156 uyarınca, iflas yoluyla adi takipte borçluya gönderilen ödeme emrine karşı süresinde itiraz edilmemiş ve borç da ödenmemişse, alacaklı iflas talebini dilekçe ile ticaret mahkemesine sunar.
Dilekçede alacağın dayanağı, borçlunun kimliği, başlatılan iflas takibine ilişkin bilgiler ve iflas talebinin dayandığı hukuki nedenler ortaya konulur. Ayrıca iflas ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiğini ve borçlunun süresi içerisinde ödeme yapmadığını gösteren belgeler de sunulur.
Borçlu İtiraz Etmişse
Borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmesi hâlinde süreç farklılaşır. İtiraz, iflas takibini durdurduğu için alacaklı doğrudan “borç ödenmedi, iflas kararı verilsin” şeklinde sonuç alamaz.
Bu durumda alacaklı, şartları varsa mahkemeden itirazın kaldırılması ile birlikte borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebilir. Mahkeme bu aşamada öncelikle itirazın hukuki durumunu ve alacağın varlığını değerlendirir.
Bu nedenle iflas şartları bakımından ödeme emrine itiraz edilip edilmemesi, mahkemeye yapılacak başvurunun niteliğini doğrudan etkiler.
İflas Talebi Hangi Mahkemeye Yapılır?
İflas davasında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetki bakımından ise İİK m. 154 uyarınca kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesi esas alınır.
Bu nedenle iflas talebinin doğru mahkemeye yöneltilmesi önemlidir. Yanlış mahkemede dava açılması, iflas talebinin esasının incelenmesinden önce bir usul sorununun ortaya çıkmasına neden olabilir.
Mahkeme İflas Talebi Üzerine Ne Yapar?
Mahkeme, kendisine sunulan iflas talebini ve dosyadaki belgeleri inceleyerek kanunda aranan koşulların bulunup bulunmadığını değerlendirir.
Bu inceleme sırasında özellikle;
- Borçlunun iflasa tabi olup olmadığı,
- Alacağın mevcut olup olmadığı,
- İflas takibinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı,
- Ödeme emrinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediği,
- Borcun süresinde ödenip ödenmediği,
- Borçlunun ödeme emrine itiraz edip etmediği,
- İflas isteme süresine uyulup uyulmadığı
gibi hususlar dikkate alınır.
Sonuç olarak mahkeme, iflas şartlarının gerçekleştiği kanaatine varırsa borçlunun iflasına; gerekli koşulların bulunmadığı sonucuna varırsa iflas talebinin reddine karar verebilir.
İflas Talebi İçin Süre Var mı?
Evet. İİK m. 156 uyarınca, iflas yoluyla adi takipte ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde iflas talebinde bulunulması gerekir.
Bu sürenin geçirilmesi hâlinde alacaklının ilgili takip üzerinden iflas isteme hakkı düşer. Bu nedenle iflas şartları arasında yalnızca maddi koşulların değil, kanunda öngörülen sürelerin de dikkate alınması gerekir.
Dolayısıyla icra dairesinde başlatılan takip, tek başına iflas sonucunu doğurmaz. İflas kararı verilmesi için alacaklının kanuni şartları yerine getirerek yetkili mahkemeden talepte bulunması ve mahkemenin gerekli incelemeyi yapması gerekir.
Doğrudan Doğruya İflas Hallerinde Şartlar
İflas yoluyla takipte alacaklının önce icra takibi başlatması ve ödeme emri gönderilmesi gerekirken, doğrudan doğruya iflas durumunda her zaman böyle bir takip yapılması zorunlu değildir. Kanunda belirtilen özel hâllerden birinin gerçekleşmesi durumunda alacaklı, gerekli iflas şartları oluştuğu takdirde doğrudan ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun iflasını talep edebilir.
Doğrudan doğruya iflas sebepleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 177. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin amacı, borçlunun durumunun alacaklıların haklarını ciddi biçimde tehlikeye soktuğu bazı hâllerde, alacaklıya ayrıca bir icra takibi yaptırmadan iflas sürecini başlatabilme imkânı tanımaktır.
Bu kapsamda iflas şartları, yalnızca borcun ödenmemesinden ibaret değildir. Somut olayın İİK m. 177’de düzenlenen doğrudan iflas sebeplerinden birine uygun olması gerekir.
Örneğin borçlunun yerleşim yerinin bulunmaması, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması, mallarını kaçırması veya ödemelerini tatil etmiş olması gibi durumlar doğrudan iflas talebine konu olabilir.
şeklinde bir süreç izlenirken, doğrudan doğruya iflasta kanunda öngörülen özel iflas sebeplerinden birinin gerçekleşmesi, alacaklının doğrudan mahkemeye başvurabilmesine imkân tanır.
Bu nedenle iflas şartları incelenirken, öncelikle hangi iflas yolunun söz konusu olduğunun belirlenmesi gerekir.
Doğrudan doğruya iflas hâllerinin her birinin kendine özgü koşulları bulunduğundan, aşağıdaki başlıklarda bu sebepleri ayrı ayrı incelemek daha doğru olacaktır. Böylece doğrudan iflas şartları ile takipli iflasın şartları arasındaki fark da daha net ortaya çıkacaktır.
Borçlunun Ödeme Gücünü Kaybetmesi
Borçlunun ödeme gücünü kaybetmesi, bazı durumlarda doğrudan doğruya iflas talebinin dayanağını oluşturabilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: “borçlarını ödeyememek” ile “ödeme güçsüzlüğünün kanunda öngörülen bir iflas sebebine dönüşmesi” aynı şey değildir.
İcra ve İflas Kanunu’nda borçlunun ödeme güçlüğüne ilişkin farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Özellikle ödemelerin tatil edilmesi, doğrudan doğruya iflas sebepleri arasında sayılmıştır. İİK m. 177/1-2 uyarınca borçlunun ödemelerini tatil etmiş olması, alacaklıya takip yapmaksızın iflas talebinde bulunma imkânı veren hâllerden biridir.
Buradaki “ödemelerin tatil edilmesi”, borçlunun tek bir borcunu zamanında ödememesi anlamına gelmez. Borçlunun genel ve sürekli nitelikte bir ödeme güçlüğüne düşmesi ve borçlarını ödemeyi fiilen bırakması söz konusu olmalıdır.
Dolayısıyla iflas şartları bakımından, yalnızca bir borcun vadesinde ödenmemesi ile borçlunun ödemelerini tatil etmesi birbirinden ayrılmalıdır. Tek bir borcun ödenmemesi, tek başına İİK m. 177 anlamında “ödemelerin tatili” sonucunu doğurmaz.
Ödemelerin Tatil Edilmesi Ne Demektir?
Ödemelerin tatil edilmesi, borçlunun vadesi gelen borçlarını genel olarak karşılayamaması ve ödeme faaliyetini bırakması şeklinde ortaya çıkabilir. Bu durumun değerlendirilmesinde borçlunun mali durumu, ödeme davranışları ve somut olayın diğer koşulları birlikte dikkate alınır.
Bu nedenle bir borçlunun gerçekten ödemelerini tatil edip etmediği, her olayda somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir.
Kısaca: Borçlunun ekonomik açıdan zor durumda olması tek başına doğrudan iflas için yeterli değildir. İflas şartları bakımından önemli olan, bu durumun kanunda düzenlenen bir iflas sebebine dönüşüp dönüşmediğidir. Doğrudan iflas bakımından özellikle İİK m. 177/1-2’de düzenlenen “ödemelerin tatil edilmesi” bu açıdan önem taşır.
Borçlunun İflasını İstemesi
İflas yalnızca alacaklıların talebiyle başlatılan bir süreç değildir. İflasa tabi borçlu da kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde kendi iflasını isteyebilir. Bu durum, borçlunun mali durumunun ciddi şekilde bozulduğu ve borçlarını karşılayamadığı hâllerde gündeme gelir.
Borçlunun kendi iflasını istemesine ilişkin temel düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 178. maddesinde yer almaktadır. Buna göre iflasa tabi olan borçlu, aciz hâlinde bulunduğunu bildirerek yetkili mahkemeden iflasını isteyebilir.
Burada “aciz hâli” ile yalnızca tek bir borcun zamanında ödenmemesi kastedilmez. Borçlunun mevcut mali durumunun, vadesi gelen borçlarını karşılamaya yeterli olmaması ve bu durumun ciddi bir ödeme güçlüğünü göstermesi gerekir.
Borçlunun Kendi İflasını İstemesi Zorunlu mudur?
İİK m. 178 kapsamında borçlunun kendi iflasını istemesi, kural olarak ihtiyari bir haktır. Yani borçlu, aciz hâlinde olduğunu mahkemeye bildirerek iflasını talep edebilir; ancak her aciz hâlinde mutlaka kendi iflasını istemesi gerekmez.
Bununla birlikte kanun, bazı özel durumlarda borçlunun iflasını istemesini zorunlu hâle getirmektedir. Bu husus, ayrıca “Borçlunun İflasını İstemesinin Zorunlu Olduğu Hâl” başlığında incelenebilir.
Borçlu Kendi İflasını Nasıl İster?
Borçlu, yetkili ticaret mahkemesine başvurarak kendi iflasına karar verilmesini talep eder. İİK m. 178 uyarınca borçlunun, aktif ve pasifini ve alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını da mahkemeye sunması gerekir.
Bu başvurunun temelinde borçlunun kendi mali durumuna ilişkin beyanı bulunur. Mahkeme ise başvuruyu ve kanunda aranan koşulları değerlendirerek iflas şartlarının oluşup oluşmadığını inceler.
Borçlunun Kendi İflasını İstemesi Hangi Durumlarda Gündeme Gelir?
Özellikle borçlunun borçlarını karşılayamayacak derecede aciz hâline düşmesi ve mevcut ekonomik durumunun sürdürülemez hâle gelmesi durumunda kendi iflasını istemesi gündeme gelebilir.
Ancak burada önemli olan, yalnızca “borcum çok” şeklindeki bir beyanın yeterli olmamasıdır. İflas şartları bakımından borçlunun aciz hâlinde bulunduğunu ortaya koyabilecek mali durumunun ve malvarlığı bilgilerinin değerlendirilmesi gerekir.
Yasal dayanak: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 178.
Not: İİK m. 178 kapsamında borçlunun kendi iflasını istemesi ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borca batıklık nedeniyle iflası aynı hukuki durum değildir. Borca batıklık bakımından İİK m. 179 ve TTK m. 376’daki özel düzenlemeler ayrıca değerlendirilmelidir.
Kanunda Öngörülen Diğer Doğrudan İflas Halleri
İflas şartları bakımından bazı durumlarda alacaklının önceden iflas takibi başlatmasına gerek bulunmaz. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 177. maddesi, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde alacaklıya doğrudan ticaret mahkemesine başvurarak iflas talebinde bulunma imkânı tanımaktadır.
Bu düzenlemenin amacı, borçlunun davranışları veya mali durumu nedeniyle alacaklıların haklarının ciddi biçimde tehlikeye girdiği durumlarda, ayrıca bir ödeme emri gönderilmesini beklemeden iflas sürecinin başlatılabilmesini sağlamaktır.
İİK m. 177 kapsamında başlıca doğrudan iflas hâlleri şunlardır:
- Borçlunun yerleşim yerinin bulunmaması ve kaçması,
- Alacaklıların haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması veya bunlara teşebbüs etmesi,
- Haciz yoluyla takip sırasında mallarını saklaması,
- Ödemelerini tatil etmiş olması,
- Borçlunun konkordato teklifinin tasdik edilmemesi veya konkordatonun tamamen feshedilmesi gibi kanunda belirtilen bazı durumların ortaya çıkması,
- İlama dayanan bir alacağın icra emrine rağmen ödenmemesi.
Bu hâllerin her biri kendi içerisinde farklı iflas şartları ve ispat koşulları barındırır. Dolayısıyla İİK m. 177’de yer alan sebeplerden birinin varlığı ileri sürülürken, somut olayın ilgili kanun hükmündeki şartları gerçekten karşılayıp karşılamadığı ayrıca incelenmelidir.
Örneğin borçlunun tek bir borcunu zamanında ödememesi, tek başına “ödemelerin tatil edilmesi” anlamına gelmez. Benzer şekilde borçlunun yerleşim yerinden ayrılmış olması da tek başına doğrudan iflas sebebi oluşturmaz; kanunun aradığı diğer koşulların da gerçekleşmesi gerekir.
Sonuç olarak doğrudan doğruya iflas, takipli iflastan farklı olarak önceden bir iflas takibi yapılmaksızın mahkemeye başvurulmasına imkân veren istisnai bir yoldur. Ancak bunun kullanılabilmesi için İİK’da açıkça düzenlenen doğrudan iflas sebeplerinden birinin somut olayda gerçekleşmiş olması gerekir.
Yasal dayanak: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 177.
İflas Talebinde Bulunmaya Kimler Yetkilidir?
İflas talebinde bulunma yetkisi, iflasın hangi şekilde istendiğine ve somut olayın özelliklerine göre değişir. Kural olarak iflas talebinde bulunabilecek kişiler, alacaklılar ve iflasa tabi borçlunun kendisidir.
Alacaklılar İflas Talebinde Bulunabilir mi?
Evet. İflasa tabi bir borçlunun borcunu ödememesi veya kanunda düzenlenen doğrudan iflas sebeplerinden birinin bulunması hâlinde, alacaklı iflas talebinde bulunabilir.
Takipli iflasta alacaklı öncelikle kanuna uygun şekilde iflas takibi başlatır. Borçlunun ödeme emrine rağmen borcunu ödememesi ve diğer iflas şartlarının gerçekleşmesi hâlinde alacaklı, yetkili ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını isteyebilir.
Bunun yanında İİK’da düzenlenen bazı doğrudan doğruya iflas hallerinde, alacaklının önceden iflas takibi yapmasına gerek olmadan doğrudan mahkemeye başvurması mümkündür.
Borçlu Kendi İflasını Talep Edebilir mi?
Evet. İİK m. 178 uyarınca iflasa tabi borçlu, aciz hâlinde bulunduğunu bildirerek kendi iflasını isteyebilir.
Bu nedenle iflas talebinde bulunma yetkisi yalnızca alacaklılara ait değildir. Borçlu da kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde kendi iflasının verilmesini talep edebilir.
Birden Fazla Alacaklı Birlikte İflas Talebinde Bulunabilir mi?
Bir borçlunun birden fazla alacaklısının bulunması, her alacaklının kendi alacağı bakımından iflas talebinde bulunmasına engel değildir. Ancak her alacaklının kendi alacağının varlığını ve iflas talebinin hukuki dayanağını ortaya koyması gerekir.
İflas Talebinde Bulunmak İçin Alacağın Kesinleşmiş Olması Gerekir mi?
Her durumda alacağın mutlaka bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş olması şart değildir. Özellikle takipli iflasta alacağın varlığı, borçlunun itirazı ve takip süreci çerçevesinde değerlendirilir.
Dolayısıyla iflas şartları bakımından önemli olan, iflas talebinde bulunan kişinin hukuken korunmaya değer ve talep edilebilir bir alacağının bulunması ve ilgili iflas yolunun şartlarının gerçekleşmesidir.
Sonuç
Özetle, iflas talebinde bulunmaya esas olarak alacaklılar ve iflasa tabi borçlunun kendisi yetkilidir. Alacaklının hangi usulle iflas talebinde bulunabileceği ise takipli veya doğrudan doğruya iflas yolunun söz konusu olup olmadığına göre değişir. Borçlunun kendi iflasını istemesi ise özellikle İİK m. 178 kapsamında düzenlenmiştir.
İflas Talebi Hangi Mahkemeye Yapılır?
İflas talebinin hangi mahkemeye yapılacağı, görev ve yetki bakımından değerlendirilmelidir. İflas davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir.
İflas Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?
İflas talebi, görev bakımından Asliye Ticaret Mahkemesine yapılır. İflas hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin belirlenmesinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili hükümleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ticari davalara ilişkin düzenlemeleri birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle iflas şartları gerçekleşmiş olsa bile, talebin görevli olmayan bir mahkemeye yöneltilmesi hâlinde mahkeme görevsizlik kararı verebilir.
Yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi Neresidir?
İİK m. 154’e göre iflas davası, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesinde açılır.
Buradaki “muamele merkezi”, borçlunun ticari faaliyetlerinin yürütüldüğü ve yönetildiği merkezdir. Özellikle şirketler bakımından ticaret sicilindeki merkez adresi önemli olmakla birlikte, somut olayda gerçek faaliyet merkezinin farklı olduğu ileri sürülüyorsa bu husus ayrıca değerlendirilebilir.
Yetki Kesin midir?
Evet. İflas davalarında yetki kuralı kesin yetki niteliğindedir. Bu nedenle tarafların kendi aralarında anlaşarak başka bir yer mahkemesini yetkili hâle getirmeleri mümkün değildir.
Dolayısıyla iflas şartları ve diğer maddi koşullar mevcut olsa dahi, davanın yetkili mahkemede açılması gerekir.
Borçlunun Türkiye’de Birden Fazla Merkezi Varsa Ne Olur?
Borçlunun birden fazla işyeri veya şubesi bulunması, bunların tamamının “muamele merkezi” olduğu anlamına gelmez. Esas alınacak yer, borçlunun ticari faaliyetlerinin merkezi niteliğindeki muamele merkezidir.
Bu nedenle yalnızca bir şubenin bulunması, her durumda o yerde iflas davası açılabileceği anlamına gelmez.
Yurt Dışında Faaliyet Gösteren Borçlular Bakımından
Türkiye dışında merkezi bulunan bir ticari işletmenin Türkiye’de şubesi bulunuyorsa, İİK m. 154’te bu durum için özel yetki düzenlemesi bulunmaktadır. Bu tür durumlarda Türkiye’deki şubenin bulunduğu yer, kanundaki şartlar çerçevesinde dikkate alınır.
İflas talebi, kural olarak borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesine yapılır. Bu nedenle iflas şartları incelenirken yalnızca borcun ve iflas sebebinin mevcut olup olmadığına değil, davanın görevli ve yetkili mahkemede açılıp açılmadığına da dikkat edilmelidir.
Yasal dayanak: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 154; görev bakımından ise somut uyuşmazlığın niteliğine göre 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri.
İflas Şartları Gerçekleşmezse Ne Olur?
Bir borçlunun iflasına karar verilebilmesi için kanunda aranan koşulların somut olayda gerçekleşmesi gerekir. İflas şartları oluşmamışsa mahkemenin iflas kararı vermesi mümkün değildir. Bu durumda, iflas talebinin dayandığı sebebe göre mahkeme tarafından talebin reddine karar verilebilir.
Örneğin borçlunun iflasa tabi kişilerden olmaması, alacağın hukuken mevcut olduğunun kanıtlanamaması, takipli iflasta takip işlemlerinin usulüne uygun yapılmaması veya doğrudan doğruya iflas talebinde kanunda belirtilen iflas sebeplerinin bulunmaması hâlinde iflas talebi kabul edilmeyebilir.
İflas Talebi Reddedilebilir
Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri ve dosyanın tamamını değerlendirerek iflas şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini inceler. Gerekli koşulların bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa iflas talebi reddedilir.
Örneğin alacaklı, borçlunun iflasını talep etmiş ancak alacağının varlığını ispatlayamamışsa, mahkemenin sırf borçlunun mali durumunun kötü olduğu gerekçesiyle iflas kararı vermesi mümkün değildir.
Borçlu Hakkındaki Takip Her Zaman Sona Erer mi?
Hayır. İflas talebinin reddedilmesi, alacağın niteliğine ve reddedilme nedenine göre alacaklının başka hukuki yollara başvurmasına mutlaka engel olmaz.
Örneğin iflas talebi yalnızca belirli bir usul eksikliği nedeniyle reddedilmişse, alacaklının şartları oluştuğunda başka bir takip veya dava yoluna başvurması mümkün olabilir.
Ancak bu durum, somut olayın nedenine ve mahkemenin kararının niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
İflas Kararı Verilmezse Borç Ortadan Kalkar mı?
Hayır. İflas talebinin reddedilmesi, tek başına borcun sona erdiği anlamına gelmez. Mahkemenin iflas talebini reddetmesi ile alacağın hukuken ortadan kalkması birbirinden farklı konulardır.
Bu nedenle iflas şartlarının gerçekleşmemesi hâlinde borçlu iflas etmemiş olur; ancak alacağın tahsili bakımından başka hukuki yolların bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.
Kısacası, iflas şartları gerçekleşmezse borçlunun iflasına karar verilemez. Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre iflas talebini reddeder. Ancak ret kararı, kural olarak borcun veya alacağın kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Bu nedenle iflas sürecinde “iflas kararı verilmemesi” ile “borcun sona ermesi” birbirinden mutlaka ayrılmalıdır.
İflas Şartları ile Konkordato Arasındaki Fark
İflas ve konkordato, borçlunun mali durumunun bozulduğu durumlarda gündeme gelebilen iki farklı hukuki kurumdur. Ancak amaçları, uygulanma biçimleri ve ortaya çıkardıkları sonuçlar birbirinden oldukça farklıdır.
İflas şartları, borçlunun iflasına karar verilebilmesi için kanunda aranan koşulları ifade ederken; konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi bulunan borçlunun, borçlarını belirli bir plan çerçevesinde ödeyebilmesine veya mali durumunu yeniden yapılandırabilmesine imkân sağlayan bir hukuki süreçtir.
İflas ile Konkordato Arasındaki Temel Farklar
| İFLAS | KONKORDATO |
| Kanunda öngörülen iflas şartlarının gerçekleşmesi hâlinde gündeme gelir. | Borçlunun veya kanunda belirtilen şartlarda alacaklının başvurusu üzerine gündeme gelebilir. |
| Temel sonuç borçlunun iflasına karar verilmesidir. | Amaç borçların yeniden yapılandırılması ve borçlunun mali durumunun düzeltilmesidir. |
| İflas kararıyla borçlunun malvarlığı üzerinde iflas hukukuna özgü tasfiye süreci başlar. | Konkordatonun başarıyla tamamlanması hâlinde borçlar konkordato koşullarına göre ödenir. |
| İflasın tasfiyesi bakımından iflas organları ve iflas idaresi devreye girer. | Konkordato sürecinde konkordato komiseri ve mahkemenin denetimi söz konusudur. |
| Kural olarak borçlunun malvarlığının tasfiyesine yöneliktir. | Esas olarak borçlunun faaliyetini ve ekonomik varlığını koruyarak borçlarını yapılandırmasına yöneliktir. |
Konkordato İflası Önleyebilir mi?
Konkordato, şartları bulunduğu ve süreç başarıyla sonuçlandığı takdirde borçlunun iflas etmesini önleyebilecek bir hukuki mekanizma olabilir. Ancak konkordato talebinde bulunulması, her durumda iflasın kesin olarak önlendiği anlamına gelmez.
Örneğin konkordato talebinin reddedilmesi ve kanunda belirtilen koşulların bulunması hâlinde borçlunun iflası gündeme gelebilir.
Bu nedenle iflas şartları ile konkordato şartları birbirinden farklıdır ve iki kurumun birbirinin alternatifi olduğu düşünülmemelidir.
İflas mı, Konkordato mu?
Temel farkı şu şekilde özetleyebiliriz:
İflas → Tasfiye
Konkordato → Borçların yeniden yapılandırılması ve ödeme planı
Dolayısıyla iflas, esas olarak borçlunun malvarlığının tasfiyesine yönelik bir süreçken; konkordato, uygun koşullar altında borçlunun ekonomik faaliyetlerini sürdürmesine ve alacaklılarına belirli bir plan kapsamında ödeme yapmasına imkân sağlamayı amaçlar.
Yasal dayanak: İflas bakımından başta 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 154 ve devamı maddeleri; konkordato bakımından ise İİK m. 285 ve devamı hükümleri uygulanır.
Her borçlu iflas edebilir mi?
Hayır. İflas, yalnızca kanunen iflasa tabi olan kişiler hakkında uygulanabilir. Kural olarak tacirler iflasa tabi olmakla birlikte, özel kanunlarında iflasa tabi oldukları belirtilen bazı gerçek veya tüzel kişiler hakkında da iflas hükümleri uygulanabilir.
Bir kişinin iflasına karar verilmesi için borcunu ödememesi yeterli midir?
Hayır. Borcun ödenmemesi tek başına yeterli değildir. Borçlunun iflasa tabi olması, geçerli bir alacağın bulunması ve somut olaya göre kanunda öngörülen iflas şartlarının gerçekleşmesi gerekir.
İflas için ne kadar borç olması gerekir?
İflas kararı verilebilmesi için kanunda genel olarak belirlenmiş asgari bir borç miktarı bulunmamaktadır. Önemli olan borcun miktarından ziyade, iflas yoluna başvurulabilmesi için kanunda aranan şartların gerçekleşmiş olmasıdır.
Alacaklı doğrudan iflas talebinde bulunabilir mi?
Evet, ancak her durumda değil. İİK m. 177’de düzenlenen doğrudan doğruya iflas hâllerinden birinin gerçekleşmesi durumunda alacaklı, önceden iflas takibi yapmadan doğrudan ticaret mahkemesinden borçlunun iflasını isteyebilir.
İflas kararı verilmeden önce borç ödenirse ne olur?
Borç, iflas kararı verilmeden önce tamamen ödenirse, iflas talebinin dayanağı ortadan kalkabilir ve somut olayın durumuna göre iflas talebinin reddine karar verilebilir. Ancak faiz, yargılama giderleri ve varsa diğer fer’î alacaklar ayrıca değerlendirilir.
