Boşanmada tazminat örnekleri, bu konuda açacağımız davalarda bizlere yol gösterici nitelikte olan önemli hukuki kararlardır. Ayrıca boşanmada tazminat kadının önemli hakları arasında yer alır. Aşağıda hazırlamış olduğumuz farklı konularda verilmiş olan boşanmada tazminat örneklerini inceleyebilirsiniz.
Boşanmada Tazminat Örnekleri (1)
- Davanın Konusu: Mal Rejiminin Tasfiyesi / Ziynet Eşyası Alacağı
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 2017/2872 esas, 2019/413 karar
Mahalli mahkemece verilen karara karşı davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş, dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve incelemenin duruşma yapılmadan karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde:
Dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 28.02.2014 tarih, 2012/… E, 2014/… K sayılı kesinleşen kararı ile boşandıklarını, 2006 yılında evlenen tarafların 2011 yılında davalının oturduğu “İstanbul İli, A1″de bulunan taşınmazı satın aldıklarını, yine Zonguldak İli A2 İlçesinde davalının babası adına arsa kayıtlı taşınmaz üzerine 2007-2009 yıllarında üç katlı ev yapıldığını, dairenin alımı için evlilik içinde biriktirilen paranın yanında davacının 7 adet burma bileziği, 1 adet kelepçe bileziği, gerdanlık seti, 1 adet cumhuriyet, 4 adet çeyrek altınının satılarak peşinat olarak ödendiğini belirterek taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle tüm haklarının ödenmesine, TMK’nın 220. maddesi gereğince davacıya ait ziynet eşyaları ve kişisel eşyaların tespiti ile mümkünse aynen değilse 500,00 TL ziynet bedeli alacağının davalıdan alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacının adli müzaheret talebi kabul edilmiştir. Davacı vekili tensibin 10.maddesi gereği verdiği 07/04/2015 tarihli açıklama dilekçesiyle, 7 adet 20’şer gramlık burma bilezik(14.000,00), 1 adet kelepçe bilezik(1.500,00), 1 adet yüzük, küpe, kolye ve künyeden oluşan gerdanlık seti(5.000,00), 1 adet cumhuriyet altını(656,00), 4 adet çeyrek altın(656,00) TL olmak üzere toplam 21.812,00 TL olduğunu evin değerinin yarısı için şimdilik 50.000,00 TL talep ettiklerini bildirmiştir. Davacı vekili açıklamalarında ziynet bedelini ayrı istediklerini belirtmiştir. Davacı vekili 19.04.2017 tarihli ıslah dilekçesinde; bilirkişi raporunu kabul ettiklerini, taleplerini alacak yönünden 56.965,50 TL, ziynet alacağı yönünden 21.636,00 TL olmak üzere toplam 78.601,50 TL olarak ıslah yoluyla artırdıklarını ve bu bedel üzerinden eksik peşin nispi karar ve ilam harcını tamamladıklarını, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu alacağın tahsilini istediklerini bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında görülen boşanma davasında verdiği cevap dilekçesinde davacı tarafın 5 bileziğinin olduğunu, ev almak için 20.000,00 TL değerindeki bu bileziklerin davalıya verildiğini evin bu şekilde satın alındığını belirttiğini, yine boşanma davasında 25.000,00 TL tutarında maddi tazminat talebini ziynet eşyasının bozdurulmasına dayandırdığını ve boşanma davasında kendisine 15.000,00 TL tazminat verildiğini, ziynet eşyasına yönelik talebinin kesin hüküm nedeniyle reddinin gerektiğini, davalının banka kredisiyle evi satın aldığını, taksitleri davalının ve bir kısmını da davalının babasının ödediğini, eve bozdurduğu belirtilen ziynetlerden dolayı boşanma davasında tazminatını aldığını, tarafların kaçarak evlendiğini, iddia edildiği kadar ziynet takılmadığını belirterek tüm davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 31/05/2016 tarihli açıklama dilekçesiyle Bahçelievler’deki ev alınırken davacıya ait 5 adet bileziğin bozdurularak 7.500,00 TL bedelinin eve verildiğinin doğru olduğunu, davalının, annesi ve patronundan nakit para aldığını, 97.500,00 TL kredi çekildiğini, evin 135.500,00 TL’ye alındığını, evi için bozdurulan 5 bilezik dışındaki takıların davacıda olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; “Davacının davasının kısmen kabulü ile 46.525,86 TL katılma alacağının, karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının ziynet alacağı talebinin kısmen kabulü ile beş adet 22 ayar 100 gr. bilezik bedeli 9.000,00 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, ” karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesi ile,davacı tarafın açıklama dilekçesinde ziynet eşyalarının kişisel mal niteliğinde olup ziynet eşyası olarak tahsilini talep ettiklerini, ziynet eşyalarına ilişkin alacağın katkı payı ve katılma alacağı olmadığı yönündeki itiraz ve savunmalarının yargılamada dikkate alınmadığını, mahkemenin eksik inceleme ve hukuka aykırı şekilde ziynet alacağı dışına çıkarak 5 adet 22 ayar bilezik bedeli olan 9.000.00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, Bahçelievler’de banka kredisiyle alınan eve katkı yapmış olduğu gerekçesiyle aynı ziynet eşyalarından dolayı mükerrer olarak 46.525,86 TL’ninde davalıdan tahsiline karar verildiğini, hem katılma alacağı hem ziynet eşyası bedeli verilmesinin haksız olup davalının sebepsiz zenginleşmesine neden olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığı gibi Yargıtay İçtihatlarına göre de hesaplama yapılmadığını belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesi ile, davalı tarafın iddialarının doğru olmadığını, davacının yeri geldiğinde çalıştığını eve maddi desteği ve emek ve iş gücüyle de katkısı bulunduğunu belirterek, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, gayrimenkulden kaynaklı alacak yönünden TMK 218 ve devamı maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ve katılma alacağı, ziynet eşyası bedeli yönünden TMK 220. maddeye dayalı kişisel eşya alacağı davasıdır.
Davalının da kabulünde olduğu 5 bileziğin ev alımı için harcanması sırasında davacı kadının rızası ve onayının bulunduğunu davalı tarafın kanıtlaması gerekir. Başka bir deyişle davalı, iade edilmemek üzere söz konusu ziynet eşyalarının kendisine verildiğini kanıtlamadıkça davacıya iade ve tazmin ile yükümlüdür.
Mahkemece davacının eve bozdurulduğunu belirttiği, ziynet eşyası yönünden alacak talebini açıkça ziynet eşyası bedeli olarak istediği, mahkemece de ziynet eşyası bedeli olarak dosya kapsamında ispat edilen 5 adet bileziğin bedeline hükmedildiği görülmüştür. Davalı taraf istinaf dilekçesinde davacının ziynet alacağının boşanma davasıyla çözümlendiğini boşanma davasında aldığı tazminatın ziynet eşyasından kaynaklı olduğunu iddia etmişse de boşanma davasında verilen maddi tazminatın ziynet eşyasından kaynaklı olmadığı TMK 174. madde kapsamında kaldığı gibi davalı taraf istinaf dilekçesinde özellikle davacının ziynet eşyalarını hem ziynet eşyası bedeli hem de katılma alacağı hesabında dikkate alındığını iddia etmişse de dosya kapsamında bulunan denetime elverişli raporlar, yine bu raporlar baz alınarak gerçek edinme değeri üzerinden ilk derece mahkemesince yapılan hesaplama dikkate alındığında hiçbir hesaplamada davacının davalı tarafından da evin alımı için bozdurulduğu kabul edilen 5 bilezik bedelinin değer artış payı için katkı hesabı yapılmadığı gibi dosya kapsamında kredi ile alındığı anlaşılan evin 2002 yılından sonra geçerli olan edinilmiş mallara katılma kapsamında tarafların evlilik birliği devam ederken 2011 yılında alındığı kredilerinin mal rejiminin TMK 225.maddesi gereğince boşanma dava tarihine kadar ödenen kredinin de edinilmiş kredi kapsamında ödendiği baz alınarak usulüne uygun olarak hesaplama yapıldığı bu konudaki davalı tarafın itirazının doğru olmadığı gibi davacının 5 adet bileziğinin ev için bozdurulduğu dosya kapsamındaki dilekçeler dikkate alındığında ve mahkemenin de davacı tarafın ziynet alacağını gayrimenkulden kaynaklı mal rejimi kapsamında talep etmiyoruz açıklaması karşısında varlığı ispatlanan ve davalının kabulü de dikkate alınarak bilirkişi raporu kapsamında açıkça adet, ayar, gram ve niteliği belirtilerek değeri olan 9.000,00 TL’nin davalıdan alınmasına ilişkin karar usul ve yasaya uygundur.
Katılma alacağı davalarında TMK 218 ve devamı maddeleri kapsamında eşler tarafından başka bir mal rejimi seçilmemişse ki dosyamızda böyle bir iddia bulunmamaktadır, eşlerin çalışıp çalışmaması dikkate alınmaksızın 2011 yılında alınan gayrimenkul üzerinde eşlerin edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında 1/2 oranında pay sahibi oldukları dikkate alındığında ilk derece mahkemesince taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan ve bilirkişi raporu kapsamında davalının daha lehine olan edinme tarihindeki gerçek değer üzerinden yapılan hesaplama neticesinde belirlenen 46.525,00 TL katılma alacağı hesabının doğru olduğu da anlaşılmakla usul, yasa, Yargıtay içtihatları ve dosya kapsamına uygun olan ilk derece mahkemesi kararına yönelik davalı tarafın istinaf talebinin reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalının istinaf talebinin REDDİNE,
2-Alınması gereken 3.792,97 TL harçtan peşin alınan (31,40 + 795,00 + 122,00 TL) toplam 948,40 harcın mahsubu ile bakiye 2.844,57 TL harcın istinaf talebinde bulunan davalıdan tahsili ile Hazineye gelir KAYDINA,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücretine hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda tarafların yokluklarında oy birliği ile kesin olarak karar verildi.07/03/2019
Boşanmada Tazminat Örnekleri (2)
- Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma / Boşanmada Tazminat
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi 2020/928 esas, 2020/1592 sayılı kararı
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmakla HMK’nın 353. maddesi gereğince duruşma yapılmadan incelenmesine karar verilerek HMK’nın 355. maddesi gereğince de; istinaf dilekçesinde yazılan sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak dosya incelendi,
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı – karşı davalı kadın vekili 11/07/2016 havale tarihli dava dilekçesi ile; davalı – karşı davacının, müvekkiline hakaret ettiğini, şiddet uyguladığını, müvekkilini aldattığını belirterek tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına, müvekkili yararına 30.000 TL maddi, 70.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı – karşı davacı erkek vekili 01/09/2016 havale tarihli cevap ve karşı dava dilekçesi ile; iddiaların asılsız olduğunu, davacı – karşı davalının müvekkilini sürekli aşağıladığını, müvekkiline hakaret ettiğini, saygı ve sevgi göstermediğini, müvekkilinin ailesini eve almadığını, kovduğunu, evde ayrı yaşadığını, eve katkıda bulunmadığını, müvekkiline ve akrabalarına hırsızlık dahil her türlü aşağılamalarda bulunduğunu, gittikleri tatillerde otellerde olay çıkardığını belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına, müvekkili yararına 100.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesince; 19/10/2017 tarih ve 2016/651 esas 2017/609 karar sayılı ilk kararı ile; tarafların Norveç’te ikamet ettiklerini, dinlenen tanık beyanları özellikle de tarafların müşterek çocuklarının beyanlarından evlilik birliğinin başından bu yana taraflar arasında tartışmaların meydana geldiğini, davalı- karşı davacının sürekli olarak eşine ve çocuklarına şiddette bulunduğunu, evlilik birliği içinde başka bir bayanla ilişkisinin bulunduğunu, bu ilişkiyi daha da ileri götürerek ailesinin bulunduğu evin alt katında bu bayan ile birlikte yaşamaya başladığını, eşine karşı şiddette bulunduğunu, davalı karşı davacı tanıklarının beyanlarında somut görgüye dayalı ifadelere yer verilmediğini, neden sonuç ilişkisinin kurulamadığını, bu hali ile evliliğin bu noktaya gelmesinde davalı-karşı davacının daha kusurlu olduğu, evlilik birliğinin devamında taraflar açısından bir yarar kalmadığı, her iki tarafında boşanmayı talep ettiğibelirtilerek her iki davanın da kabulü ile, tarafların boşanmalarına, davacı- karşı davalı kadın yararına 10.000 TL maddi 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise ayrı ayrı reddine karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı- karşı davalı kadın kusur belirlemesi, erkeğin kabul edilen boşanma davası, tazminatların miktarı yönünden, davalı- karşı davacı erkek ise kusur belirlemesi, kadının kabul edilen boşanma davası, tazminatlar ve kendi reddedilen tazminat talepleri yönünden süresinde istinaf talebinde bulunmuşlardır.
Dairemizce 13/12/2019 tarih ve 2019/30 esas 2019/59 karar sayılı ilamı ile ” hükmün gerekçe kısmında “….dinlenen tanık beyanları özellikle de tarafların müşterek çocuklarının beyanlarından evlilik birliğinin başından bu yana taraflar arasında tartışmaların meydana geldiği, davalı- karşı davacının sürekli olarak eşine ve çocuklarına şiddette bulunduğu, evlilik birliği içinde başka bir bayanla ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkiyi daha da ileri götürerek ailesinin bulunduğu evin alt katında bu bayan ile birlikte yaşamaya başladığı, eşine karşı şiddette bulunduğu, davalı- karşı davacı tanıklarının beyanlarında somut görgüye dayalı ifadelere yer verilmediği, neden sonuç ilişkisinin kurulamadığı, bu hali ile evliliğin bu noktaya gelmesinde davalı-karşı davacının daha kusurlu olduğu…” gerekçesiyle her iki davanın da kabulüne karar verildiği, ancak gerekçede davalı- karşı davacı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu belirtildiği halde, davacı- karşı davalı kadına yüklenen kusurların neler olduğu açıklanmamış, taraflara yüklenen kusurlu davranışların tamamı somut olarak belirtilmemiştir. Bu bakımdan gerekçe, kusur belirlemesi yönünden yeterli açıklıkta olmayıp denetime elverişli değildir. Bu sebeple ilk derece mahkemesi kararının tamamının kaldırılmasına ve her iki davanın yeniden görülmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine” karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince 11/03/2020 tarih ve 2020/37 esas 2020/267 karar sayılı ikinci kararı ile; davacı – karşı davalı kadının eşi olan davalı – karşı davacı erkeği “Abdal” diyerek sürekli aşağılaması, küçük görmesi, davalı – karşı davacı eşine karşı “aptal, geri zekalı” gibi söylemlerde bulunması, davalı – karşı davacı eşinin ailesini küçük görmesi, tatilde bir sebep yokken olay çıkarması, davalı – karşı davacı erkeğin ise tarafların müşterek evinin alt katında başka bir kadınla yaşayarak evlilik birlikteliğinin eşlere yüklediği sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması, evin geçimi ile ilgilenmemesi, davacı – karşı davalı eşine karşı ilgisiz davranması şeklindeki her iki tarafın da kusurlu eylemleri nedenleriyle evlilik birlikteliklerini ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmasına sebebiyet verdikleri, ancak evlilik birlikteliğinin gerektirdiği sorumlulukların en başında gelen ve evlilik birliğinin ciddi anlamda temelinden sarsılmasına neden olacak sadakat yükümlüğüne aykırı davranış sergileyen davalı – karşı davacı erkeğin kusurunun davacı – karşı davalı kadına nazaran daha ağır olduğundan bahisle her iki davanın da kabulü ile tarafların TMK’nın 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına, davacı – karşı davalı kadın yararına 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, davalı – karşı davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı – karşı davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesi ile; boşanmaya neden olan olaylarda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, ağır kusurlu erkeğin boşanma davasının kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin yararına hükmedilen tazminat miktarlarının çok düşük olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, karşı davanın reddine karar verilmesini, talepleri doğrultusunda tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Davalı – karşı davalı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesi ile; davacı – karşı davalının dava açtığı tarihte müvekkili ile aynı evde kaldığını, Seydişehir’deki müşterek konutta kızının nişanını yaptığını, müvekkilinin ailesine abdal diyerek nişana çağırmadığının sabit olduğunu, tarafların yurtdışında yaşadıkları ülkede tazminatsız olarak boşandıklarını, tanıma işlemlerine başlanılacağını, davacı – karşı davalının iddialarının doğru olmadığını ve ispatlanamadığını, müvekkilinin boşanmaya neden olaylarda kusurlu olmadığını, kadının davasının ve tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, müvekkilinin davasının kabulü ile tazminata hükmedilmesini, tarafların kadının açtığı boşanma davasından sonra beraber yaşadıklarını, tatile gittiklerini, 19/07/2016 tarihinde kızlarını nişanladıklarını, müvekkiline tebligatın bu tarihten sonra ulaştığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, kadının davasının ve tazminat taleplerinin reddini, müvekkilinin tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE:
Karşılıklı davalar; evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma (TMK madde 166/1) ve ferilerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı – karşı davalı kadın erkeğin kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, tazminatların miktarı yönünden, davalı – karşı davacı erkek de kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, kadının kabul tazminat talepleri ile reddedilen tazminat talepleri yönünden süresinde istinaf talebinde bulunmuştur.
İstinaf kanun yolu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341 ila 361. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, ”İncelemenin Kapsamı” başlığını taşıyan 355. maddede de düzenlendiği üzere; inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.
Davalı – karşı davacı erkek vekili istinaf dilekçesi ile tarafların kadının açtığı boşanma davasından sonra beraber yaşadıklarını, tatile gittiklerini, 19/07/2016 tarihinde kızlarını nişanladıklarını, müvekkiline tebligatın bu tarihten sonra ulaştığını iddia etmiştir. Tarafların müşterek çocukları olan davacı – karşı davalı kadın tanığı K5 evlerinin üç katlı olduğunu, daha sonra babasının Bulgar bir kadınla alt katta kalmaya başladığını, babasının kendilerini 11/11/2016 tarihinde evden attığını, o kadınla birlikte yaşamaya başladığını, annesi ile birlikte kiraya çıktıklarını, sözü olduğu zaman da annesi ve babasının ayrı ayrı geldiklerini, o tarihte babasının Seydişehir’de, annesinin Beyşehir’de kaldığını beyan etmiş; tanık K6 da evlerinin üç katlı olduğunu ancak her katın ayrı bir ev gibi olduğunu, üç farklı girişi bulunduğunu, babasının 2016 yılının 11. ayında kendisi işte iken kapının kilidini değiştirdiğini, annesinin kendisi gelmeden polisi arayıp kapıyı açtırdığını, aradan bir kaç hafta geçtikten sonra yine kilidi değiştirdiğini, sonrasında kadın sığınma evini aradığını, ablası ve annesinin 2,5 ay kadar burada yaşadıklarını, sonra kendi evlerine çıktıklarını, eşyaları almaya eve gittiklerinde babası ve o kadının kendilerine yardım ettiğini, daha sonra eve bir daha giremediklerini, annesi ve babasının ablasının sözüne ayrı ayrı geldiklerini, annesinin Beyşehir’de, babasının Seydişehir’de kaldıklarını beyan etmiş, davacı – karşı davalı kadının kardeşi olan tanık K7 da tarafların dava açıldıktan sonra birlikte yaşamadıklarını ifade etmiş, davalı – karşı davacı erkeğin kardeşi olan tanık K8yeğeni nişanlandığında tarafların birlikte olduklarını beyan etmiş, tanık K9 tarafların geçen sene kızlarının nikahında birlikte olduklarını, 19/07/2016 tarihinde tarafların aynı evde kaldıklarını, o tarihte Seydişehir’deki diğer yeğeninin düğünü olduğunu, tarafların kızlarının da sözü olduğunu ifade etmiş, tanık K10 da 19/07/2016 tarihinde tarafların kızlarının nişanlarını yaptıklarını, Beyşehir’de birlikte aynı evde kaldıklarını beyan etmiştir. Buna göre özellikle tarafların müşterek çocukları olan tanıklar K11 ve K6’in beyanına göre dava tarihinden sonra da her ne kadar tarafların Norveç’te aynı evde kalmış iseler de evlerinin üç katlı, farklı girişleri olan bir ev olduğu, erkeğin bu evin alt katında başka bir kadın ile birlikte yaşadığı, kadın ve çocuklarının ayrı bir katta kaldıkları, yine davalı – karşı davacı erkek tanıkları da tarafların kızlarının nişanında birlikte geldiklerini, aynı evde kaldıklarını ifade etmiş iseler de kadın tanıkları K11 ve K6, anne ve babalarının ayrı ayrı geldiğini, annelerinin Beyşehir’de babalarının Seydişehir’de kaldığını beyan etmişler, tarafların kızlarının nişanına katılmalarının taraflarının birlikte yaşadıklarının kabulünü gerektirmediği, davalı – karşı davacının bu yöndeki iddiasını toplanan delil ve tanık beyanları ile ispat edemediği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamından ve toplanan delillerden; ilk derece mahkemesince tarafların kabul edilen ve gerçekleşen kusurları yanında, davalı – karşı davacı erkeğin kadın için “anneniz benim için çok yaşlı, ben bıktım böyle bir kadından” diyerek kadını aşağıladığı, bu kusurun davalı – karşı davacı erkeğe yüklenen kusurlara eklenmesi gerektiği, gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı – karşı davacı erkeğin yine de ağır kusurlu, davacı – karşı davalı kadının da az kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda evlilik birliğinin devamında taraflar bakımından korunmaya değer bir yararın kalmadığı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesi koşullarının davacı – karşı davalı kadının açtığı dava yönünden, Türk Medeni Kanunu’nun 166/2. maddesi koşullarının da davalı – karşı davacı erkeğin davası yönünden gerçekleştiği, asıl ve karşı davanın kabulü gerektiği, ilk derece mahkemesince asıl ve karşı dava yönünden verilen boşanma kararının ve davalı – karşı davacı erkeğin ağır kusurlu, davacı – karşı davalı kadının ise az kusurlu olduğuna ilişkin belirlemenin isabetli olduğu ancak ilk derece mahkemesinin kusura ilişkin gerekçesinin yukarıda gösterildiği şekilde düzeltilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Türk Medeni Kanununun 174/1.maddesi, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen davacı – karşı davalı kadının az kusurlu olduğu, boşanma sonucu bu eşin en azından diğerinin maddi desteğini yitirdiği anlaşılmaktadır. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (TMK.md.4, TBK.md.50 ve 52 ) dikkate alınarak davacı – karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir. İlk derece mahkemesince davacı – karşı davalı kadın yararına maddi tazminata hükmedilmesi isabetli ise de, boşanmaya neden olan olaylarda davalı – karşı davacıya atfedilen kusurlu davranışların ağırlığı, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alındığında davacı – karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddi tazminat miktarı azdır. Bu nedenle davacı – karşı davalının maddi tazminatın miktarına yönelik istinaf talebinin kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca maddi tazminat miktarı konusunda yeniden karar verilerek davacı – karşı davalı lehine TMK 174/1 maddesi kapsamında takdiren 30.000 TL maddi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir.
Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı – karşı davalı kadının az kusurlu olduğu, boşanmaya sebep olan olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK.m.4, TBK. 50,51,52,58) dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat takdiri gerekir. İlk derece mahkemesince davacı – karşı davalı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi isabetli ise de, boşanmaya neden olan olaylarda davalı – karşı davacıya atfedilen kusurlu davranışların ağırlığı, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırıdikkate alındığında davacı – karşı davalı kadın yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı azdır. Bu nedenle davacı – karşı davalının manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf talebinin kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca manevi tazminatın miktarı konusunda yeniden karar verilerek davacı – karşı davalı lehine TMK 174/2 maddesi kapsamında takdiren 30.000TL manevi tazminata hükmedilmesi, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere, TMK 174/1-2 maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat isteyen eşin boşanmaya sebep olan olaylarda eşit ya da ağır kusurlu olmaması gerekir. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı – karşı davacı erkek ağır kusurlu olup, ağır kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davalı – karşı davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerekir. Bu itibarla ilk derece mahkemesince davalı – karşı davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur.
Sonuç olarak; davacı – karşı davalı kadının kusur belirlemesi, maddi ve manevi tazminatın miktarına ilişkin istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulüne, davacı – karşı davalı kadının sair, davalı – karşı davacı erkeğin tüm istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
A/1-Davacı – karşı davalı kadının kusur belirlemesi, maddi ve manevi tazminatın miktarına ilişkin istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-2 maddesi uyarınca KABULÜNE,davacı – karşı davalı kadının sair, davalı – karşı davacı erkeğin tüm istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, kusurun yukarıda gösterildiği şekilde DÜZELTİLMESİNE, ilk derece mahkemesi kararının hüküm fıkrasının maddi ve manevi tazminata ilişkin 2. bendininHÜKÜM FIKRASINDAN KALDIRILMASINA,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla;
-Davacı – karşı davalı kadının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, TMK 174/1 maddesi uyarınca 30.000 TL maddi tazminatın davalı – karşı davacıdan alınarak, davacı – karşı davalıya VERİLMESİNE,
-Davacı – karşı davalının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, TMK 174/2 maddesi uyarınca 30.000 TL manevi tazminatın davalı – karşı davacıdan alınarak davacı – karşı davalıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
A/2-Davacı – karşı davalı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde iadesine,
A/3-Davacı – karşı davalı tarafından yapılan 148,60 TL istinaf başvuru harcı, 9 TL tebligat gideri ve 43 TL posta gideri toplam 200,60 TL istinaf yargılama giderinin davalı – karşı davacıdan alınarak davacı – karşı davalıya ödenmesine,
A/4-Davalı – karşı davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
A/5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 2. kısmının 2. bölümünün 17. bendi uyarınca davacı – karşı davalı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
A/6-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (20/07/2017 tarih 7035 sayılı kanunda yapılan değişiklik) 302/5 maddesine göre; “Kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince yapılır” hükmü gereğince dosyanın kesinleşme şerhi ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 21/12/2020
Boşanmada Tazminat Örnekleri (3)
- Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma / Boşanmada Tazminat Talebi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2018/935 esas, 2020/503 karar
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda; mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm hakkında istinaf talebinde bulunulmakla, evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; tarafların 12/03/2016 tarihinde evlendiklerini, düğüne birkaç gün kala müvekkilinin, davalı tarafın başından 12 yıl önce başka bir evlilik geçtiğini öğrendiğini, davalının düğün günü soğuk davrandığını, hasta olduğunu söyleyerek uyuduğunu, otelden çıkışta hastaneye gidildiğini, iyileşmiş olmasına rağmen ilişkiye girmediğini, karı koca ilişkilerinin olmadığını, davalının sürekli telefonu ile ilgilendiğini ve geç saatlere kadar mesajlaşmalarının olduğunu, müvekkilinin düğünden sonra kendilerini tanıştıran ortak arkadaşları ile görüştüğünde, davalının kendilerine; müvekkili ile hiçbir suretle aynı yatağa girmeyeceğini ve kendisiyle asla karı koca ilişkisi içinde bulunmayacağını söylediğini öğrendiğini, bu konuyu davalı ile konuşmak istediğinde ise davalının aşırı tepki vererek, bu evliliği devam ettirmek istemediğini söyleyerek, konutu terk ettiğini ve Antalya’ya döndüğünü, giderken de düğünde takılan takıların büyük çoğunluğunu yanında götürdüğünü, davalının sosyal medya hesaplarını kontrol ettiğinde 2 ay öncesine kadar Antalya’da ikamet eden bir şahıs ile davalının ciddi bir ilişki yaşadığını, o şahsın ailesi ile de son derece yakın olduğunu anladığını, davalının iki ay önce yaşadığı ilişkiden müvekkiline hiç bahsetmediğini, bu ilişkinin öğrenilmesinden sonra da davalının sosyal medya hesaplarındaki ilişki yaşadığı şahsa ilişkin fotoğrafların altındaki yorumları, kalp işaretlerini, bu şahsın annesinin sosyal medya hesaplarına “annem” şeklindeki yorumlarını silmesini müvekkilinin rica etmesi üzerine büyük tepki göstererek, söz konusu ileti ve yorumları silmeyeceğini, o insanları kendi ailesi gibi gördüğünü beyan ettiğini, müvekkili ile olan düğün fotoğraflarını sosyal medya hesabında paylaşmadığını, müvekkilinin bu davranışlar neticesinde aslında davalı nın kendisini hiç sevmediğini, davalının müvekkili ile müşterek bir hayat sürdürme gayesinde olmadığını, davalının bu evliliği maddi çıkar sağlamak amaçlı yaptığını, halen nerede yaşadığının belli olmadığını, bu nedenlerle tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine 100.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesi ile;davacının iddialarının doğru olmadığını, davacı/davalının düğün hazırlığı sürecinde sürekli olarak tartışma çıkardığını ve güvensiz, kıskanç bir tavır sergileyerek müvekkilini zor durumda bıraktığını, müvekkilinin düğün hazırlıkları süresince çok ağır grip geçirdiğini, antibiyotik iğne ve serumlarla bu süreci atlatmaya çalıştığını, müvekkilinin hastalığı devam ederken davacı/davalının cinsel birliktelik için ısrarcı davranması ve üzerine yürümesi nedeniyle, müvekkilinin korku içinde kalarak evlilik kararını sorgulamasına neden olduğunu, müvekkilinin araştırması neticesinde davacı/davalının aslında bir şirketinin dahi olmadığını, borçlarının olduğunu, bankaların kredi kartı dahi vermediği için kardeşinin adına çıkartılmış bir kredi kartını kullandığını öğrendiğini, davacı/ davalının aslında müvekkiline anlattığı gibi bir hayata sahip olmadığı ve borca batık bir ticari hayatının olduğunun ortaya çıktığını, bu durumun taraflar arasında tartışma çıkmasına neden olduğunu, müvekkilinin tartışmadan sonra evde kalıp sorunları konuşmak istemesine rağmen davacı/davalının buna rıza göstermediğini, 18/03/2018 tarihinde evi terk etmesini istediğini, evden ayrılmaya zorlanan müvekkilinin birkaç parça eşyasını da alarak Antalya’da yaşayan arkadaşının yanına gittiğini, müvekkilinin düğünde takılan altınları yanında götürmediğini, müvekkilinin başkasıyla ilişkisinin olmadığını, altınların davacı/davalıda kaldığını, bu nedenlerle, davacı/davalının davasının reddine, karşı davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine aylık 1.000 TL tedbir yoksulluk nafakasına hükmedilmesine, düğünde takılan ziynet eşyaları ile 100.000 TL manevi tazminatın davacı/davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı ile karşı davacının 19/08/2016 tarihli dilekçe ile davalarından vazgeçtikleri, karşı taraftan hiçbir talepte bulunmayıp, iki tarafın karşılıklı anlaşamadığı için boşanmayı kabul ettiklerini belirttikleri anlaşılmıştır.
Davacı/davalı K1 vekili 17/01/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile; davalının para karşılığı erkeklerle birlikte olduğunu, ilişkiye girdiği erkeklerin fotoğraf ve videolarını çekerek şantaj yaptığını, davanın ıslah edilerek tarafların 4721 sayılı TMK m.163 (suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme) ve 166/1 maddeleri gereğince boşanmalarına, 150.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Ankara 9. Aile Mahkemesinin 27/11/2017 tarihli kararı ile; davacı vekilinin şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma talepli dava açtığı, Davacı/davalı K1’ün 19/08/2016 tarihli dilekçesi ile davasından vazgeçtiğini, karşı taraftan hiçbir talepte bulunmayıp iki tarafın karşılıklı anlaşamadığı için boşanmayı kabul ettiğini beyan ettiği, ancak davacı/davalı vekilinin vazgeçme beyanı sonrasında davasını ıslah ederek, tarafların 4721 sayılı TMK m.163 (suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme) ve aynı kanunun 166/1 maddeleri gereğince boşanmalarına karar verilmesini talep ettiği, davacı/davalının davasından vazgeçmesi sonrasında ıslah yapılabilmesinin mümkün olmadığı, 18/01/2017 tarihli duruşmada davalı/davacı yönünden HMK’nın 150 maddesi gereğince dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği, işlemden kaldırılma tarihi üzerinden 3 aylık sürenin geçmiş olduğu ve davanın kaldığı yerden devamına ilişkin herhangi bir talepte bulunulmadığı gerekçesiyle, davacı/karşı davalının davasının vazgeçme nedeniyle reddine, davalı/karşı davacının davasının HMK’nın 150/son maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ VE DİLEKÇESİ:
Davacı/karşı davalı vekili 26/02/2018 tarihli dilekçesi ile; ortada geçerli hukuk aleminde sonuç doğurabilecek bir vazgeçme beyanının bulunmadığını, dilekçede kimlik tespiti ve havalenin yapılmadığını, devam eden celselerde davacı ve vekilinin beyanının alınmadığını, boşanmanın ferilerinden vazgeçildiğinin düşünülmediğini, müvekkilinin iradesi feragat yönünde olmadığından farklı boşanma sebeplerinden dolayı davanın ıslah edildiğini, mahkemenin HMK’nın 123. Maddesindeki davanın geri alınması olarak değerlendirildiği hususu gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, dayanak kanun maddesinin gösterilmediğini, davanın geri alınmasının karşı tarafın açık muvafakatına bağlı olduğunu, mahkemenin taraflara sorarak bu hususu aydınlat ması gerektiğinden, kararın kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davacı/karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurularak asıl davaya yönelik kararın kaldırılması istenilmiştir.
Dosya incelendiğinde; davacı K1 tarafından 07/04/2016 tarihli dilekçe ile boşanma ve tazminat davası açıldığı, davalı/karşı davacı K3 tarafından 28/04/2016 tarihinde karşı boşanma davası, tazminat, nafaka ve ziynet eşyalarına yönelik dava açıldığı, davacı ile karşı davacının 19/08/2016 tarihli “davamdan vazgeçip, karşı taraftan hiçbir talepte bulunmayıp, iki tarafın karşılıklı anlaşamadığı için boşanmayı kabul ediyorum” şeklinde yazılı dilekçeleri mahkemeye sundukları, ancak tarafların kimlik tespitlerinin yapılmadığı anlaşılmıştır. Tarafların vazgeçme dilekçelerinin taraflara ait olup olmadıkları tespiti bakımından, ilk derece mahkemesi tarafından kimlik tespitinin yapılması zorunludur.
Davacı ile davalı-karşı davacı 19/08/2016 tarihli dilekçelerinde boşanmayı kabul ettiklerini, diğer taleplerinden vazgeçtiklerini bildirdiklerinden, boşanma davaları devam etmektedir. Karşı davacı kadın duruşmalara katılmadığından 17/02/2017 tarihli duruşmada HMK’nın 150 maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, davacı erkeğin 17/01/2017 tarihli dilekçe ile davayı ıslah ettiği, yeni vakıalar ileri sürdüğü, karşı davacı tarafından 03/07/2017 tarihli dilekçe ile ıslah talebine cevap verildiği, nafaka ve tazminat taleplerinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
Davacı erkeğin boşanma davasının boşanma talebi yönünden devam ettiği, ıslah talebinde bulunduğu halde yargılamaya devamla talepleri ile ilgili karar verilmesi gerektiği halde, dilekçelerinde kimlik tespiti yapılmayıp, ıslah dilekçesi dikkate alınmadan, davacının davasının vazgeçme nedeni ile reddine karar verilmesi usul ve yasalara uygun değildir. Davacının istinaf talebi kabul edilerek kararın asıl dava yönünden kaldırılmasına, açıklandığı şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesi ne gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
1-Davacı/karşı davalı erkeğin istinaf talebinin KABULÜ ile; ANKARA 9. AİLE MAHKEMESİ’nin 27/11/2017 tarih, 2016/620 Esas, 2017/2041 Karar sayılı kararının, hüküm fıkrasının, asıl dava ile ilgili “1, 3, 4, 5” no’lu bendlerinin, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde işlem yapılmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-Diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı/karşı davalı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
5-Davacı/karşı davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-Dairemiz kararının tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin, 7035 sayılı Kanunla değişik HMK’nın 359/3.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.05/06/2020
Boşanmada Tazminat Örnekleri (4)
- Davanın Konusu: Karşılıklı Boşanma / Boşanmada Tazminat
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 2019/878 esas 2020/844 karar
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm hakkında istinaf talebinde bulunulmakla;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı-karşı davalı kadın vekili, dava dilekçesinde özetle; tarafların evlilik birliğinin sarsılması (TMK md. 166/1,2) nedenine dayalı olarak boşanmalarına, müvekkili yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı erkek vekili, cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; tarafların evlilik birliğinin sarsılması (TMK md. 166/1,2) nedenine dayalı olarak boşanmalarına, müvekkili yararına 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk derece mahkemesince; kadının davasının kabulü ile tarafların evlilik birliğinin sarsılması (TMK md. 166/1) nedenine dayalı olarak boşanmalarına, kadın yararına aylık 200,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi ve 8.000,00 TL manevi tazminata, erkeğin boşanma davası ve tazminat taleplerinin reddine hükmedilmiştir.
Davalı-karşı davacı erkek vekili; kusur tespitine, erkeğin reddedilen boşanma davası ve tazminat taleplerine, kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatlara yönelik istinaf talebinde bulunmuştur.
Dava ve karşı dava; evlilik birliğinin sarsılması (TMK md. 166/1,2) nedenine dayalı boşanma davası ve fer’ilerine ilişkindir.
Davalı-karşı davacı erkek vekilinin; kadın yararına hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakasına yönelik istinaf taleplerinin incelenmesinde;
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m.186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır.
Boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla yoksulluk nafakası talep edebilir (TMK md.175).
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı-karşı davalının kadının çalıştığı, geçimi için düzenli ve sürekli gelirinin bulunduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının birbirlerine denk olup kadının nafaka ihtiyacının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca kadın yararına Türk Medeni Kanunun’nun 169 ve 175. madde koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez. O halde davacı-karşı davalı kadının tedbir ve yoksulluk nafakası isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakası takdiri doğru görülmemiştir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi de yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün bu bölümünün Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2. maddesi uyarınca düzeltilmesi cihetine gidilmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2020 tarih, 2019/4383 esas ve 2020/1236 karar sayalı kararı).
6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi gereğince davalı-karşı davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin incelenmesine gelince;
TMK 166/1-2 maddesi gereğince boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmelerinin eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının kanıtlanması gerekir.
Yapılan inceleme ve toplanan delillerden; ilk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu gibi davalı-karşı davacı erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunup, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve kadını baba evine bırakarak terk ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durumda, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı erkek tamamen kusurlu olup, kadına atfı kabil kusurlu davranışının varlığı kanıtlanamamıştır. Kadının boşanma davası yönünden Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi koşulları oluşmuştur. Erkeğin boşanma davası yönünden ise Türk Medeni Kanununun 166/1,2. maddesi koşulları oluşmamıştır. Bu sebeple ilk derece mahkemesinin, kusur tespiti ve erkeğin boşanma davasının reddine yönelik kararı usul ve yasaya uygundur.
Boşanma yüzünden beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları zarar gören, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu diğer taraftan uygun bir maddi ve manevi tazminat isteyebilir (TMK md.174/1,2).
Maddi ve manevi tazminatın miktarı; tarafların dosyaya yansıyan ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur dereceleri, zarar gören menfaatin kapsamı, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği, paranın alım gücü ile hakkaniyet ilkesi (TMK md.4) dikkate alınmak suretiyle belirlenir.
Toplanan delillerden; boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, boşanma yüzünden beklenen ve mevcut menfaatlerinin zarar gördüğü ve erkeğin kusurlu davranışlarının, kadının kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı-karşı davalı kadın yararına tarafların dosyaya yansıyan ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur dereceleri, zarar gören menfaatin kapsamı, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği, paranın alım gücü ile hakkaniyet ilkesi (TMK md.4) dikkate alınmak suretiyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmuştur.
Öte yandan, yukarıda açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tamamen kusurlu olan erkek yararına maddi ve manevi tazminatın (TMK md.174/1,2) koşulları oluşmamıştır. Bu sebeple, erkeğin tazminat talebinin reddine ilişkin yerel mahkeme kararı yerinde olmuştur.
Açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacı erkek vekilinin sair hususlara ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
I-
Davalı-karşı davacı erkek vekilinin; kadın yararına hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile Çal Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 29/01/2019 tarih, 2017/133 esas ve 2019/27 karar sayılı kararının tedbir ve yoksulluk nafakası açısından KALDIRILMASINA ve bu yönden esas hakkında yeniden hüküm tesisine,
“Davacı-karşı davalı kadının tedbir ve yoksulluk nafakası talebinin reddine.”
II-
Çal Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 29/01/2019 tarih, 2017/133 esas ve 2019/27 karar sayılı kararına yönelik davalı-karşı davacı erkeğin sair hususlara ilişkin istinaf taleplerinin ESASTAN REDDİNE (HMK.m.353/1.b-1).
III-
1)Davalı-karşı davacı erkek tarafından yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcının davalı-karşı davacı erkeğe iadesine,
2)Davalı-karşı davacı erkek tarafından yatırılan 121,30 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına.
3)Davalı-karşı davacı tarafından yapılan 156,30 TL yargılama giderinin davacı-karşı davalı kadından alınarak davalı-karşı davacı erkeğe verilmesine.
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
Boşanmada Tazminat Örnekleri (5)
- Dava Konusu: Boşanma Talebi / Boşanmada Tazminat Talebi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesinin 2018/887 esas 2020/512 karar
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı-davalı vekili dava dilekçesinde, Sırp asıllı olan davalının alkol problemi olduğunu, ruhsal tedavi ihtiyacı bulunduğunu, tedavi olmayı reddettiğini, eşyalara fiziksel şiddet, fırlatma, hakaret, küfür, çocuklara şiddet tehdidi, hijyen eksikliği, fiziksel ve ruhsal şiddet eğilimi olduğunu, eşine ağır hakaret ve şiddette bulunduğunu, kıskanç olduğunu, çocuklarını ayırarak onlara psikolojik şiddet uyguladığını belirterek tarafların TMK’nın 162 ve 166. maddeleri uyarınca boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin anneye verilmesine, çocuklarla baba arasında psikolog refakatinde kişisel ilişki tesisine, çocuklar yararına 3.000’er TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına 5.000 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 500.000 TL maddi, 500.000 TL manevi tazminata, ayrıca tarafların aile konutu olan taşınmazı TMK 174/1 maddesi gereğince maddi tazminat olarak müvekkiline verilmesine, davacıya ait aracın satış bedeli olan 21.000 TL’nin satıldığı tarihten itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-davacı vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde, iddiaları kabul etmediklerini, davacı-davalının çocuklara şiddet uyguladığını, eşine ve çocuklarına ilgisiz olduğunu, ev ile ilgilenmediğini, duygusal şiddette bulunduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşinin yüzünü tırmaladığını, intihara kalkıştığını, istenmeyen kişilerle arkadaşlık ettiğini, iletişim araçlarıyla güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu, önceki nişanlısı ile görüşmeye devam ettiğini, kredi kartlarının limitlerini zorlayarak müsrifçe kullandığını, ekonomik şiddet uyguladığını belirterek asıl davanın reddine, davalarının kabulü ile tarafların evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin babaya verilmesine, anne ile pedagog refakatinde şahsi ilişki tesisine, çocuklar yararına 1.000’er TL iştirak nafakasına, sembolik 1 TL maddi, 1 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, boşanmaya neden olan olaylarda erkek ağır, kadın hafif kusurlu bulunarak davacı-davalının TMK’nın 162 maddesine dayalı boşanma talebinin reddine, TMK’nın 166/1 maddesine göre açılan asıl ve birleşen davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin anneye verilmesine, baba ile çocuklar arasında refakatsiz kişisel ilişki tesisine, çocuklar yararına tarafların ayrı yaşamaya başladığı 18/03/2014 tarihinden itibaren aylık 1.500’er TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına tarafların ayrı yaşamaya başladığı 18/03/2014 tarihinden itibaren aylık 2.500 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 75.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata, erkeğin iştirak nafakası talebi hakkında velayet anneye verildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, ön inceleme duruşmasında kadının mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talebinin tefrikine karar verilmiştir.
Davalı-davacı vekili istinaf dilekçesinde, boşanma, kusur, velayet, iştirak nafakası miktarı, yoksulluk nafakasının kaldırılması veya indirilmesi, reddedilen maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Katılma yoluyla istinaf talebinde bulunan davacı-davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde, TMK 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddi, erkeğin kabul edilen boşanma davası, tazminat ve nafaka miktarları, aile konutu olarak kullanılan taşınmazın devredilmesi şeklindeki maddi tazminat talebinin reddi yönlerinden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE;
Dosyadaki yazılar, kararın dayandığı deliller, HMK 355. maddesine göre resen gözetilecek kamu düzenine aykırı haller ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde;
Asıl dava, TMK 162 ve 166/1 maddesine göre, birleşen dava TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma ve fer’ileri istemine ilişkindir.
Taraflarca usulüne uygun dilekçeler aşamasında dayanılan ve mahkemece hükme esas alınan erkeğin aşırı derecede alkol kullandığı, çocukları korkutarak terbiye etmeye çalıştığı (kemerle döveceğini söyleyerek ve kemeri yere vurarak), eşine karşı aşağılayıcı ve küçümseyici şekilde “sen ne bilirsin” , “çok biliyor, profesör” gibi sözler söylediği, aşırı şüpheci davrandığı, eşinin aracına çip taktırdığı, yanında gördüğü erkeklerle kendisini aldattığını söylediği, eşyaları kırıp döktüğü, eşinin facebook hesabından onun adına yazı ve fotoğraflar paylaştığı, kadının tanık olarak dinlenen K1 isimli kişiyle facebook yazışmalarının olduğu, evli bir kadına yakışmayacak konuşma ve davranışlarda bulunduğuna yönelik tespiti yapılan kusurların somut görgüye dayalı tutarlı tanık anlatımları, yazışma, fotoğraf, sosyal medya yazışmaları ve diğer delillerle kanıtlandığı, bu duruma göre mahkemece boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, kadının hafif kusurlu olduğuna ilişkin kusur tespitinde ve buna göre tarafların koşulları oluşan TMK 166/1 maddesine dayalı boşanma davalarının kabulüne karar verilmesinde usul ve esas yönünden bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda tespit edilen kusurlara göre TMK 162 maddesinde düzenlenen hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış nedenine dayalı boşanma talebinin yasal koşulları oluşmadığından kadının TMK 162 maddesine dayalı boşanma davasının reddedilmesinde usul ve esas yönünden bir isabetsizlik yoktur.
Çocukların gözetilmesi gereken üstün yararları, bedensel, fikri ve ahlaki gelişimleri, idrak çağında bulunan çocukların velayeti bakımından tercihleri ve uzman raporundaki tespitler dikkate alındığında mahkemece yapılan velayet düzenlemesinde usul ve esas yönünden bir isabetsizlik görülmemiştir.
TMK’nın 182/2 maddesi ile; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları, müşterek çocukların yaşlarına uyumlu ihtiyaçları, eğitim giderleri, paranın satın alma gücü, TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alındığında ilk derece mahkemesince takdir edilen iştirak nafakası miktarları yerinde bulunmuştur.
TMK’nın 176/1. maddesi gereğince hakimin takdir yetkisi çerçevesinde TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile TBK’nın 50. ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak sağlık danışmanı olan kendine ait aylık 900 TL geliri olan boşanma sonrasında yoksulluğa düşeceği anlaşılan kadın yararına tayin edilen yoksulluk nafakası miktarının erkeğin gelirine uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığından tarafların kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakasının esası ve miktarlarına yönelik istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir.
TMK’nın 174/1-2. maddesi, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen ve boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi-manevi tazminat isteyebileceğini düzenlemiştir.
Tarafların gerçekleşen kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, kadının kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ve ağırlığı, paranın alım gücü, ihlal edilen mevcut ve beklenen maddi menfaatlerin kapsamı, TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile TBK’nın 50. ve devamı maddeleri hükmü dikkate alındığında kadın yararına TMK’nın 174/1-2 maddelerinde düzenlenen maddi ve manevi tazminata ilişkin yasal koşulların oluştuğu, kadın yararına hükmolunan maddi ve manevi tazminat miktarlarının da yerinde olduğu, boşanmada ağır kusurlu kabul edilen erkeğin maddi-manevi tazminat (TMK m.174/1-2) istemlerinin reddinin yerinde olduğu belirlenmekle tarafların kadın yararına hükmolunan maddi ve manevi tazminatın esasına ve miktarlarına, erkeğin reddolunan maddi-manevi tazminat istemlerine ilişkin istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle tarafların istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Tarafların istinaf taleplerinin REDDİNE,
2-Alınması gereken 54,40’ar TL harçtan peşin alınan 31,40’ar TL harcın mahsubu ile bakiye 23,00’er TL harcın taraflardan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
4-20/07/2017 tarih 7035 sayılı kanun ile eklenen HMK’nın 302/5 maddesi gereğince kararın kesinleşme ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine GETİRİLMESİNE,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Dairemize verilecek bir dilekçe ile Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 29/04/2020
Boşanmada Tazminat Örnekleri (6)
- Davanın Konusu: Boşanmada Tazminat
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 2019/1353 esas, 2020/261 karar
İlk derece mahkemesince verilen 06/03/2018 tarihli karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesi ile;davacının davalı ile09/06/2016 tarihinde boşanma sürecine kadar, davalı tarafından davacıya yönelik suçlardan dolayı ceza davalarında cezalandırıldığını, davalının boşanma davasını geri çekmesi için baskı uyguladığını, davalının davacıya yaptığı baskılarla herhangi iş yerinde çalışamaz hale getirdiğini, psikolojik sorunlara sebebiyet verdiğini bildirerek, her dosya için 7.500,00 TL’den toplam 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; taraflar arasında görülen boşanma davasında davacı lehine manevi tazminata karar verildiğini, ikinci kez manevi tazminat talep edilemeyeceğini, tüm ceza dosyalarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, olay tarihinden yaklaşık 1,5 yıl sonra tazminat davası açılamayacağını, boşanma davasının geri alınması için davalının baskı yapmadığını, boşanma davasında cevap süresinde davayı kabul ettiklerini bildirerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı ve davalının 09/06/2016 tarihinde boşandıkları, boşanma davası sırasında davalının davacıya karşı işlediği suçlardan şikayetçi olunduğu, Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/457 esas ile Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/498 esas sayılı dosyaları nedeniyle boşanma davası sırasında manevi tazminata karar verildiği, davalının eşini darp etmesi nedeniyle boşanma davası sırasında manevi tazminata hükmedildiğinden, aynı olay nedeni ile iki kez istenemeyeceği, İvrindi Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/279 esas sayılı dosyasında, davacıyı 17/06/2015 tarihinde cebir kullanarak hürriyetinden yoksun bıraktığından cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, yine Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/678 esas sayılı dosyasında, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalma suçuna ilişkin olarak cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, karar verildiği, kararın kesinleştiği, incelenen dosyalar kapsamlarına göre, davalının davacıyı cebir kullanarak hürriyetini sınırlamak suretiyle şahsi haklarını ihlal ettiği, bilişim sistemine girmek sureti ile de haberleşme hürriyetini ihlal ettiği, bu olayların Aile Mahkemesinde manevi tazminata konu edilmediği, davacının manevi tazminat talebinin bu olaylar nedeniyle yerinde olduğu kanaatiyle, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, manevi tazminatın zenginleştirici ve fakirleştirici olmamasına dair hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak manevi tazminat talebinin 5.000,00 TL olarak kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; boşanma kararına gerekçe yapılmayan Asliye Ceza Mahkemesi dosyalarına göre, mahkemece kabul edilen tazminatların düşük olduğunu, eski eşi tarafından birçok ceza davası açılmasına sebebiyet verecek şekilde rahatsız edildiği bildirerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri gözetilerek Dairemizce yapılan incelemede;
Dava haksız fiil nedeniyle manevi tazminat talebine ilişkindir.
Balıkesir 1. Aile Mahkemesi’nde 13/07/2015 tarihinde davacı tarafından boşanma davası açıldığı, mahkemenin 09/06/2016 tarihli, 2015/584 esas 2016/525 sayılı kararı ile, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, davacı lehine tedbir ve kararın kesinleşmesinden sonra yoksulluk nafakası ile fiziksel şiddet uygulanması ve kişilik haklarına saldırı nedeniyle 7.000,00 TL manevi tazminata karar verildiği, kararın temyiz edilmediği anlaşılmıştır.
Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 15/12/2015 tarihli, 2015/457-1012 E/K sayılı kararı ile, 22/05/2015 tarihinde meydana gelen eylem nedeniyle davalı sanık K3 hakkında basit yaralama, basit tehdit, hakaret suçlarına ilişkin açılan davada, tehdit ve hakaret suçlarından sanığın beraat ettiği, kasten yaralama suçundan mahkumiyeti ile HAGB kararı verildiği, itiraz edilmeden kesinleştiği anlaşılmıştır.
Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 10/12/2015 tarihli, 2015/498-771 E/K sayılı dosyası ile, 23/05/2015 tarihinde meydana gelen eylem nedeniyle davalı sanık K3 hakkında hakaret, tehdit, basit yaralama suçlarına ilişkin olduğu, tehdit ve hakaret suçlarından sanığın beraat ettiği, kasten yaralama suçundan HAGB karar verildiği, temyiz yoluna başvurulmadan kesinleştiği anlaşılmıştır.
Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17/12/2015 tarihli, 2015/678-795 E/K sayılı dosyası ile, 14/07/2015 tarihinde meydana gelen eylem nedeniyle davalı sanık K3 hakkında bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalma suçundan verilen mahkumiyet kararı nedeniyle HAGB kararı verildiği anlaşılmıştır.
İvrinde Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28/04/2016 tarihli, 2015/279 esas 2016/159 karar sayılı dosyası ile, 17/06/2015 tarihinde meydana gelen eylem nedeniyle davalılar sanık K3 ile K4 hakkında cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkumiyet kararı nedeniyle HAGB karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece toplanan deliller, tanık anlatımları, ceza mahkemesi dosyaları ve dosya kapsamına göre; tarafların 13/07/2015 tarihinde davacı tarafından açılan boşanma davası ile 09/06/2016 tarihinde boşandıkları, boşanma davası sırasında davalının davacıya karşı işlediği suçlardan dolayı şikayeti üzerine Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/457 esas, Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/498 esas sayılı kamu davalarının açıldığı, boşanma davası sırasında ceza dosyaları nedeniyle davacı lehine manevi tazminata karar verildiği, davalının eşini darp ettiğinden bahisle boşanma davası sırasında manevi tazminata hükmedildiğini ve aynı olay nedeni ile iki kez manevi tazminat istenemeyeceğini, İvrindi Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/279 esas sayılı dosyası ile davalının davacıyı 17/06/2015 tarihinde cebir kullanarak hürriyetinden yoksun bıraktığından bahisle cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, yine Balıkesir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/678 esas sayılı dosyası ile bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalma suçuna ilişkin olarak açılan kamu davası sonucu sanığın cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği, davalının 17/06/2015 tarihinde davacıyı cebir kullanarak hürriyetini tahdit ettiği, 14/07/2015 tarihinde de, davacının bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girdiği ve veri değiştirme işlemi yaptığı, davalının davacının cebir kullanarak hürriyetini sınırlamak suretiyle şahsi haklarını ihlal ettiği, davalının bilişim sistemine girmek sureti ile haberleşme hürriyetini ihlal ettiği ve bu eylemlerin Aile Mahkemesince verilen manevi tazminata konu edilmediğinden, davalının bu eylemlerinin manevi tazminat talebine esas alınmasının usul ve yasaya uygun olduğu, ancak davalının davacıya yönelik bu eylemleri nedeniyle mahkemece manevi tazminat miktarının 5.000,00 TL olarak kısmen kabulüne karar verilmesinin, davacıya yönelik eylemlerin oluş şekli, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile paranın satın alma gücüne göre düşük olduğu anlaşıldığından, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının manevi tazminat talebinin 7.500,00 TL olarak kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE ile; Balıkesir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/03/2018 tarihli, 2016/547 Esas – 2018/92 Karar sayılı kararının HMK.nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca KALDIRILARAK, aşağıdaki şekilde YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA;
(a)Davanın KISMEN KABULÜile; 7.500,00 TL manevi tazminatın 11/11/2016 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
(b) Alınması gereken 512,33 TL harç yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
(c) Davacı tarafından yapılan 20,20 müzekkere gideri, 55,00 TL tebligat gideri toplamı 75,20 TL’nin kabul ret oranına göre 18,80 TL’si ile 512,33 TL harç toplamı 531,13 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, artan bakiyenin üzerinde bırakılmasına,
(d) Davalı tarafından yapılan 48,50 TL tebligat gideri, 30,00 TL tanık gideri toplamı 78,50 TL’nin kabul ret oranına göre 58,88 TL’sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, artan bakiyenin üzerinde bırakılmasına,
(e)Davacı ve davalı gider avanslarının kullanılmayan kısımlarının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
(f) Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.400,00 TL vekalet takdiri ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
(g) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davalı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.400,00 TL vekalet takdiri ile davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
2- Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcı ile istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
3- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4- HMK’nın 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
5- Karar tebliği işlemlerinin 7035 sayılı yasa ile değişik 6100 HMK 359/3. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK.nun 353/1-b.1 ve 362/1-a maddeleri gereğince KESİN olmak üzere 06/02/2020 tarihinde oybirliğiyle ile karar verildi.
Boşanmada Tazminat Örnekleri (7)
- Davanın Konusu: Boşanmada Tazminat
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2019/1759 esas, 2020/1567 karar
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı K1 vekili; evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki nedenine dayalı olarak boşanmaya, ortak küçük çocukların velayetinin babaya verilerek davacı lehine aylık 50.000,00-TL maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-karşı davacı K3 vekili; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ederken, karşı dava yolu ile evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki nedenine dayalı olarak boşanmaya, ortak küçük çocukların velayetinin anneye verilerek, çocuklar için aylık 400,00-TL tedbir ve iştirak nafakasına, karşı davacı lehine aylık 400,00-TL tedbir-iştirak nafakası ile 15.000,00-TL maddi ve 15.000,00-TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesinin 2017/240 Esas-2017/1307 Karar sayılı ilamı ile her iki davanın kabulüne ve tarafların TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin anneye verilerek velayet kendisine verilmeyen eş ile çocuklar arasında kişisel ilişki tesisine, ortak çocuklar lehine aylık 100,00’er TL tedbir ve aylık 150,00’şer TL iştirak nafakasına, kadın lehine aylık 100,00-TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kadın lehine 10.000,00-TL maddi, 8.000,00-TL manevi tazminata karar verilmiştir.
Davacı-karşı davalı erkek vekili; kusur tespiti, kadının kabul edilen karşı boşanma davası, kadın yararına belirlenen tazminatlar ile nafakaların miktarına yönelik istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı-karşı davacı kadın vekili; kusur tespiti, erkeğin kabul edilen boşanma davası, tazminat ve nafakanın miktarı ile yoksulluk nafakası hakkındaki değerlendirmeler yönünden istinaf yoluna başvurmuştur.
Dairemizin 2018/649 Esas-2019/462 Karar sayılı ilamı ile “erkeğin maddi-manevi tazminat talepleri yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği halde karar gerekçesinin farklı şekilde oluşturulduğu” belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının tamamen kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama neticesinde; dava ve karşı davanın kabulü ile TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin anneye verilerek velayet kendisine verilmeyen eş ile çocuklar arasında kişisel ilişki tesisine, ortak çocuklar lehine dava tarihinden karar tarihine kadar aylık 100,00’er TL, karar tarihinden itibaren aylık 150,00’şer TL tedbir nafakası ile aylık 175,00’er TL iştirak nafakasına, kadın lehine dava tarihinden karar tarihine kadar aylık 100,00-TL, karar tarihinden itibaren aylık 150,00-TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kadın lehine 10.000,00-TL maddi, 10.000,00-TL manevi tazminata karar verilmiştir.
Davacı-karşı davalı erkek vekili; karşı davanın reddi, erkeğin tazminat ve nafaka taleplerinin kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı-karşı davacı kadın vekili; erkeğin kendi kusuruna dayalı olarak boşanmayı isteyemeyeceğini mahkemece yapılan kusur tespitinin hatalı olduğunu, iştirak nafakası ile maddi-manevi tazminatın yetersiz olduğunu, yoksulluk nafakası talebinin kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
Dosya kapsamı incelendiğinde, tarafların K11 (18/08/2002 doğumlu), K10 (24/07/2006 doğumlu) ve K12 (13/05/2009 doğumlu) adında üç erkek çocuklarının bulunduğu, bu çocuklardan K11’in istinaf aşamasında ergin olduğu geldiği anlaşılmaktadır.
Her iki davaya yönelik yapılan değerlendirme neticesinde “davalı-karşı davacı kadının eşine hakaret ettiği ve ailesini istemediği (tanık K8 beyanı); davacı-karşı davalı erkeğin ise eşine sürekli hakaret ettiği (tanıklar K6 ve K7 beyanları), eşinin ailesi ile görüşmesine engel olduğu (tanıklar K8, K6 ve K7 beyanları), evin ihtiyaçları ile ilgilenmediği, birlik görevlerini yerine getirmediği (tanıklar K6 ve K7 beyanları), eşinin hastalığı ilie ilgilenmediği (tanık K9 beyanı), boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin, kadına göre daha ağır kusurlu olduğu”belirtilmek suretiyle yapılan tespitinin dosya kapsamında sunulan delillerle uyumlu olduğu kanaatine varıldığından bu tespitlere dayalı olarak her iki boşanma davasının kabulüne karar verilmesi hukuka uygundur.
Yine;
1-Ortak çocukların yaşı, psiko-sosyal gelişimlerine yönelik menfaat ve ihtiyaçları ile çocukların istekleri gözetilerek velayetin anneye verilmesi ve kendisine velayet verilmeyen baba ile çocuklar arasında uygun süre ile kişisel ilişki düzenlenmesi,
2-Tarafların tespit olunan olunan sosyal ve ekonomik durumları, ortak çocukların yaşı ve ihtiyaçları gözetilerek her bir çocuk yararına dava tarihinden karar tarihine kadar aylık 100,00’er TL, karar tarihinden itibaren aylık 150,00’şer TL tedbir nafakası ile aylık 175,00’er TL iştirak nafakası belirlenmesi,
3-Tarafların tespit olunan sosyal ve ekonomik durumları gözetilerek kadın lehine dava tarihinden karar tarihine kadar aylık 100,00-TL, karar tarihinden boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar ise aylık 150,00-TL tedbir nafakasına hükmedilmesi,
4-Davacı-karşı davalı erkeğin eylemlerinin, davalı-karşı davacı kadına kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gibi kadınınmevcut veya beklenen menfaatlerinin boşanma yüzünden zedelendiği belirtilerek tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları gözetilmek suretiyle kadın yararına 10.000,00-TL maddi, 10.000,00-TL manevi tazminata hükmolunması,
5-Boşanmaya neden olan olaylarda davacı-karşı davalı erkek daha fazla kusurlu olduğundan ve bu nedenle TMK’nun 174/1-2 maddesindeki yasal koşulların oluşmadığı belirtilerek erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi,
hukuka uygundur.
Ancak;
Davalı-karşı davacı kadının dilekçeler aşamasında açıkça yoksulluk nafakası talep etmediği, ön inceleme aşamasındaki talebine ise karşı tarafça muvafakat edilmediği, bu konuda yapılmış bir ıslah işleminin de bulunmadığı belirtilmek suretiyle kadının yoksulluk nafakası isteği yönünden karar verilmemiş olması hatalıdır.
Şöyle ki; olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Kadın tarafından sunulan cevap ve karşı dava dilekçesinde kendisi ve ortak çocuklar için tedbir nafakasına hükmedilmesi istenirken dava sonucunda bu nafakaların iştirak nafakası olarak devamı talep edilmiştir. Kadının mevcut isteği ortak çocuklar için tedbir ve iştirak nafakası, kendisi için tedbir ve yoksulluk nafakasına yönelik olup ön inceleme aşamasında da buna yönelik talebini açıklamıştır (HMK m. 31). Boşanmaya neden olan olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Yine toplanan delillere göre kadının her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı ve boşanma neticesinde yoksulluğa düşeceği sabittir. Tüm bu durum göz önüne alınarak kadının yoksulluk nafakası istemi yönünden değerlendirme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Söz konusu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ilk derece mahkemesinin yoksulluk nafakasına dair kararı kaldırılarak TMK’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilmek suretiyle kadın yararına boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren geçerli olmak ve her ay ödenmek üzere aylık 300,00-TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesi uygun görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle; davacı-karşı davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile;
1-Eşlerden K3’nın yoksulluk nafakası (TMK m.175) istemine ilişkin Afyonkarahisar 1. Aile Mahkemesinin 2019/278 Esas-2019/391 Karar sayılı kararının 7 no’lu bendinde yapılan düzenlemenin kaldırılarak bu hususta yeniden hüküm tesisi ile;
” Boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren geçerli olmak ve her ay ödenmek üzere aylık 300,00-TL yoksulluk nafakasının davacı-karşı davalı K1’dan alınarak davalı-karşı davacı K3’ya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine”
II-
1-Davalı-karşı davacının sair istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı-karşı davalının tüm istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE,
III-
1-Davacı-karşı davalı tarafından yatırılan peşin harcın mahsubu ile bakiye 10,00-TL istinaf karar harcının davacı-karşı davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
2-Davalı-karşı davacı tarafından yatırılan 44,40-TL istinaf karar harcının yatırana iadesine,
3-Taraflarca yatırılan 121,30’ar TL istinaf yoluna başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı-karşı davalı tarafça yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı-karşı davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 121,30-TL harç giderinden oluşan yargılama giderinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya verilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/11/2020
Boşanmada Tazminat Örnekleri (8)
- Dava Konusu: Boşanma Talebi – Boşanmada Tazminat
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 2018/2016 tarih ve 2022/2208 sayılı kararı
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davalarında ilk derece mahkemesince, “Davacı-karşı davalı kadının birlik görevlerini gereği gibi yerine getirmediği ve müşterek konuttan ayrılarak fiili ayrılığı başlattığı, davalı-karşı davacı erkeğin ise eşine hakaret ettiği, çıkan tartışmalarda ona şiddet uyguladığı ve ters ilişki talebinde bulunarak eşinin cinsel birliktelikten soğumasına sebebiyet verdiği,” gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı erkeğin davacı-karşı davalı kadına nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilerek, her iki davanın kabulü iletarafların boşanmalarına, kadın eş yararına aylık 400,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata, davalı-karşı davacı erkek eşin maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiş, ilk derece mahkemesi kararı davalı-karşı davacı erkek tarafından, kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden istinaf edilmiştir.
GEREKÇE:
Dava ve karşılık dava, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1-2) hukuksal sebebine dayalı boşanma ve boşanmanın fer’ilerine ilişkin olup, ilk derece mahkemesi kararı davalı-karşı davacı erkek tarafından, davacı-karşı davalı kadının kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden istinaf edilmiştir.
Dairemizce; re’sen gözetilecek kamu düzenine aykırı haller dışında istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan (HMK m.355) inceleme sonucunda;
İlk derece mahkemesince; davaların esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplanıp değerlendirildiği, usulü işlemlerin Hukuk Muhakemeleri Kanununa uygun olarak yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği,
Bu itibarla;
Tarafların kusurlarına ilişkin yapılan değerlendirmede,
Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışları sebebiyle davacı-karşı davalı kadın yönünden de evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı anlaşıldığından, davacı-karşı davalının da boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesinde,
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına, geçimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır (TMK m.185/2-3, 186/1) amir hükümleri uyarınca, tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilerek kadın eş yararına tedbir nafakasına (TMK m.169) karar verilmesinde ve nafakanın miktarında,
Boşanmaya sebep olan olaylarda daha ziyade veya eşit kusurlu olmadığı gerçekleşen, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen, en azından eşinin maddi desteğini yitiren kadın eş yararına, TMK‘nun 174/1.maddesi gereğince maddi tazminat takdir edilmesinde, tarafların, boşanmaya neden olan olaylardaki kusur dereceleri, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, evliliğin süresi, beklenen menfaatlerin kapsamı ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, takdir edilen tazminatın miktarında,
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı anlaşılan, bu olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın eş yararına, TMK’nun 174/2.maddesi gereğince manevi tazminat takdir edilmesinde, tarafların, boşanmaya neden olan olaylardaki kusur dereceleri, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, tazminata esas olan fiilin ağırlığı, evliliğin süresi ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, takdir edilen tazminatın miktarında,
Davalı-karşı davacı erkek eşin, tarafların kusur durumlarına göre koşulları gerçekleşmeyen, maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmesinde,
Herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmayan, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği anlaşılan ve boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olmayan kadın eş yararına TMK’nun 175.maddesi uyarınca yoksulluk nafakasına hükmedilmesinde, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları, davacı-karşı davalının zorunlu ihtiyaçları, tarafların yaşları, evliliğin süresi ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, hükmedilen nafakanın miktarında,
Herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, usul ve kanuna uygun olan hükme karşı davalı-karşı davacının istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-İlk derece mahkemesinin kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı-karşı davacı tarafın istinaf taleplerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı-karşı davacıtarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 18,50 TL’nin davalı-karşı davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,
3-Davalı-karşı davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazine’ye gelir kaydına,
4-Davalı-karşı davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı-karşı davalı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Hukuk Muhakemeleri Kanununun (20/07/2017 tarih 7035 sayılı kanunda yapılan değişiklik) 302/5 maddesine göre; “Kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince yapılır” hükmü gereğince dosyanın kesinleşme şerhi ve harç işlemlerininilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 23/12/2020